Ursula K. Leguin anarşist, sosyalist, feminist, Taocu.  Ursula K. LeGuin, yirminci yüzyılın en önemli romancılarından biri. Ursula Kroeber LeGuin, 1929’da Kaliforniya’da doğdu. 1960’lı yıllardan bu yana bilimkurgu ve fantazi öyküleri, romanları yazıyor. En tanınmış romanları: Dünyaya Orman Denir, Karanlığın Sol Eli, Hayaller Şehri, Gökyüzünün Torna Tezgahı, Sürgün Gezegeni…

leguin_ursula_kThe Dispossessed, 1974 yılında bir bilimkurgu romanı olarak yazıldı. 1975’te bilimkurgu dünyasının en önemli iki ödülü sayılan Hugo ve Nebula ödüllerini aldı.Yirminci yüzyıl romanının klasiklerinden biri olmaya adaydır. The Dispossessed, İngilizce’de bir dizi anlamı bir arada barındınyor. Roman Türkçe’ye Mülksüzler adıyla çevrilmiştir. The Dispossessed, Dostoyevski’nin İngilizceye The Possessed adıyla çevrilen romanına bir cevap niteliğindedir. Bu romanın Türkçe adı Ecinniler şeklindedir. The Possessed, İngilizcede “sahip olunanlar” anlamına geliyor, aynı zamanda da “ruhuna şeytan girmişler”, “cin tutmuşlar” anlamlarına da gelmektedir. Ecinniler’de bir anarşist grubun maceraları anlatılır. LeGuin, romanının adını Dostoyevski’nin romanının tam zıddı olarak koymuş. İngilizcede “dis-“öntakısı kelimeyi tersine çevirir, olumsuz yapar. Şunu demeye çalışır: Anarşistler ”ruhu cinler tarafından ele geçirilmiş” şeytansı yaratıklar değidir. Onlar sahipsizdir, ne şeytan, ne de insan onlara sahip olamaz. “The Dispossessed” aynı zamanda “mülksüzler” demektir. Bu LeGuin’in tasvir ettiği anarşist toplumun en önemli özelliğini oluşturuyor. LeGuin’in romancılığındaki en önemli etki Dostoyevski’dir.

AnarresAndUrras565
Mülksüzler, bir dizi zıtlık üzerine kuruludur. Bu zıtlıkların en başında ikiz dünyalar olan “Anarres” ve “Urras” geliyor. Bu iki dünya birbirlerinin etrafında dönüyorlar. Her biri ötekinin “ay”ı. Hangisinin ay, hangisinin dünya olduğu, ne taraftan bakıldığına bağlı. Dünyalardan biri verimli, diğeri çorak; biri özgür, diğeri sınıflı; biri “anarşist”, diğeri “arşist”. Roman iki yolculuk üzerine kurulu: Biri gidiş, diğeri dönüş. Ama aslında “gidiş”, eski dünyaya bir “dönüş” zaten. Anarşist dünya “Anarres”in adı, bir yandan Anarşi’yi çağrıştırırken, bir yandan da mal ve mülkleri olmayan anlamına geliyor. Anarres sakinleri ne bir şeye sahipler, ne de sahipleri var. Emir almıyorlar ve vermiyorlar. Kapitalistlerin ve devletçilerin dünyası “Urras” ise ABD ve SSCB’nin harflerinden oluşturulmuştur. Her ütopya bir bolluk varsayımı üzerine kuruludur. Anarres’in anarşistleri ise kıtlığı paylaşıyorlar. Üstelik onların içinde de iktidar heveslileri vardır. Bu anlamda da Anarres bir ütopya değildir. LeGuin bize mükemmel bir toplum tasvir etmiyor. Aksine eksiklikleriyle bir yeni dünyayı ve eski dünyayı karşı karşıya koyuyor. LeGuin’in kahramanı Shevek, tasarlanmış yeni dünyada Anarres’te yaşıyor. O iyi bir fizikçidir. İlk adımı eski dünyaya gitmek, onu tanımaktır. Shevek’in önce eski dünya’ya, Urras’a, sonra yeniden yeni dünya’ya, Anarres’e dönüyor. Bu yolculuk ütopyayı başlatır. Dönülen yeni dünya, bırakılan yeni dünya değil, Shevek’ten sonra eski dünya da aynı kalamayacak. Çünkü bu yolculuk birkaç duvarı yıkmayı gerektiriyor. Bu duvarlar insanları birbirinden ayıran duvarlardır. LeGuin’e göre duvarlar, bugünümüzü yaşanmaz kılan engellerdir.
”İçeri kapamak, dışarıda bırakmak, aynı şey…”