Önemli Uyarı: Yazıyı okumadan önce belirtelim, eğer filmi izlemediyseniz ve kitabı hiç okumadıysanız, bu yazımız ayrıntılı spoiler içermektedir.

Görsel efektli filmlerin son zamanlarda rant yapması ve büyük hasılat getirmeleri üzerine, ayrıca senaristlerin hikaye çıkaramayıp tıkanmalarından dolayı, gözler bestseller kitaplara yönelmeye başladı. Okurların göstermiş oldukları ilgiyi her defasında değerlendiren yapımcılar bu eserleri dev ekrana aktarmayı ve ‘bir de film halini görelim’ sözü ile izleyicilerin okurken hayal ettikleri versiyonun beyaz perde haliyle dikkatlerini çekmeyi amaçlıyorlar. Tabi ki, bazı adaptasyonlar yani uyarlamalar gerçekten çok ilgi görüyor ve önemli ödüllerden paylarını alıyorlar, ama bazıları ise ne kadar iyi bir kadroya sahip olursa olsun istediklerini alamıyorlar. İşte bu aralar 2015 kitap satışında zirvede olan ve mükemmel konusuyla hafızalarda yer edip, 7 Ekim’de gösterime girecek olan ‘The Girl On The Train’de bu örneklerden birisi olarak karşımıza çıkıyor.

paula hawkins the girl on the train ile ilgili görsel sonucu

‘The Girl on the Train’, Türkçe ‘Trendeki Kız’ olarak çevrilen roman şu sıralar şüphesiz sinema salonlarında en çok beklenen filmlerin başında geliyor. Paula Hawkins‘in 2015 yılında yayınladığı psikolojik korku ve gerilimin yoğun olduğu, okuyanların bir türlü etkisinden kurtulamadığı bestseller olan kitabının beyaz perdeye aktarılacağının haberi meraklıları sevindirmiş ve heveslendirmişti. Ön gösterimi yapılan ve bekleyen izleyicilere bilgi verilmesi için eleştirmenlere kapılarını açan bu proje, bir kesim tarafından ne kadar beğenilse de bir kesim tarafından yerden yere vuruldu. 2014 yapımı olan ve başrollerinde Ben Affleck ve Rosamund Pike‘ın oynadığı ödüllü ‘Gone Girl’ ile karşılaştırılan film, görünen o ki beklenenin altında kaldı.

the girl on the train emily blunt ile ilgili görsel sonucu

Başrollerinde Emily Blunt, Haley Bennett, Rebecca Ferguson, Justin Theroux, Luke Evans, Edgar Ramírez, Laura Prepon, Allison Janney ve Lisa Kudrow gibi yıldızların bulunduğu, yönetmenliğini Tate Taylor‘ın üstlendiği ve senaryosunu Erin Cressida Wilson‘ın kaleme aldığı, eşinden boşanmış ve alkol problemi olan Rachel’ın yaşadığı olaylar serisinin konu alındığı, 7 Ekim’de gösterime girecek olan bu film hakkında yapılan eleştirilere bir göz atalım ve ardından bazı farklara değinelim.

Entertainment Weekly‘den Leah Greenblatt olumlu eleştirilerde bulunarak ‘Yönetmen Tate Taylor kitabı filme zamanı kurnaz bir şekilde kullanarak ustalıkla, kasvetli, ham kemikli, tehdit vari bir havaya çevirmiş. Özellikle iki kadının potansiyellerinden gelen capcanlı performanslarını ön planda çizmesi kesinlikle yadırganamaz.’ ifadelerini kullanıp, bu adaptasyona ‘A’ veriyor.

Variety‘den Owen Gleiberman ise kafası karışmış ama olumlu ifadelerleDev bir ekran gerilim olarak ‘The Girl on a Train’e yüzde elli-elli diyebilirim, 112 dakika olarak çekilen bu lüks psiko drama ve kötü davranış porno emin olun ki, kitlelere taşıyan bir röntgenci kuvveti yaratıyor.’ diye açıklama yapıyor.

The Telegraph‘dan Tim Robey, Tate Taylor’ın uyarlamasına beş üzerinden üç veriyor ve bu yıldızların sahibinin de Emily Blunt‘un performansı olarak gösteriyor. ‘Blunt Rachel ile sarhoş ve biraz kırık olan bir insan enkazı olarak karşımıza çıkıyor, fakat gözle görünen şey ise Blunt’ın sanki kendi filmini yönettiğini ön gördüğünüz ve bütün olayların hepsinden daha iyi olduğu ortaya çıkıyor.’ diye ekliyor.

The Hollywood Reporter’dan Todd McCarthy ise en olumsuz eleştiriyi yapanlar arasında yerini alıyor, ‘çeşitli kişisel ve anlatısal parçaların bir bulmacada nasıl birbirine çok az miktarda uyuştuğunun örneğini görebiliyoruz. Karakterlerin durumu ise hiç bir merak uyandırmayan bir dünyaya davet ettiği şekilde çok buruk ve boyutsuz kalıyor.’ diyerek filme olan düşüncelerini bu şekilde paylaşıyor.

Film ile ilgili görüşlerini bu şekilde ifade eden eleştirmenler, ayrıca en çok satan kitap ve yakında dev ekranda gösterime girecek olan bu adaptasyon arasındaki 11 önemli farkı da anlatmaktan çekinmemişler. Her zaman ‘uyarlama olan filmin ana senaryosu yani kaynağı olan kitapla karşılaştırılmaması gerektiği’ söylenir. Gone Girl filmini düşünün. Filmin kendisi çok beğenilmişti lakin onunda kitap ile arasındaki bazı farklılıklar eleştirmenlerin gözünden kaçmamıştı. Ama görünen o ki, eleştirmenlerin içine bu proje çok derinden yer etmiş ve bu sözün aksine ayrıntılı değişiklikleri okurlara aktarmak istediler.

Şimdi dilerseniz birde kitap ile film arasındaki farklılıklara da bir göz atalım.

1. Film Yeri

Hawkins’in kitabı Londra, varoşlarda ve çevresinde yer alıyor, ancak filmde ise bütün durumlar New York ve Hudson Nehri’nin komşu kasabasında geçiyor bu durumda belki filmin en büyük değişimidir. Filmde, Rachel’ın her sabah Londra demir yolunu kullanması yerine, bütün gözleri  Hipwell’lerin evine ve bir zamanlar onun evi, şimdi ise eski kocası ile yeni eşinin olan bir kaç apartmandaki eve odaklamışlar. Ayrıca Rachel filmde şimdi Grand Central Station ve New York’ta var olmayan bir iş aşağı Metro North ile yol almakta.

allison janney the girl on the train ile ilgili görsel sonucu

2. Dedektif Riley, Ana Araştırmacı Konumunda 

Romanda, Megan’ın ortadan kaybolmasının araştırması -pişkin Gaskill ve biraz daha duyarlı Riley- bir çift dedektif tarafından incelenmiştir, ama Wilson’ın senaryosunda Allison Janney tarafından oynanan  karmaşık bir karakter içe çekilmiştir. Kitapta Gaskill’in (erkek) ana dedektif olmasına rağmen, filmde Riley (kadın) neredeyse tüm kontrolü ele almış ki, kitapta Riley, şüpheli durumda araştırmacı becerilerinde Gaskill’e yardım ediyordu ve kitapta Rachel’ın en fazla güvendiği kişi ana sıcak davranan Gaskill’di.

laura prepon the girl on the train ile ilgili görsel sonucu

3. Ev Arkadaşı Cathy’nin Hikayesi Daraltılmış

Filmde bir kadın karakter kitaba nazaran az ilgi almış: Laura Prepon tarafından oynanan Rachel’ın ev arkadaşı ve tek arkadaşının hikayesi. Hawkins’in romanında, Cathy ve erkek arkadaşı Damien’in ilişkisi ikinci olaylar serisinde yer almakta ve kitapta karakter için çok daha zengin bir hayat hayal ediliyor, ancak Taylor’ın filminde, onun bir parçası sadece birkaç anahtar sahnelerinden başka yer etmemiş. Ama yine de Cathy kitaptaki gibi arkadaşının kontrol dışına çıkan hayatı için hala sinirli ve endişeli.

4. Rachel’ın İş İlişkinin Arka Planı

Bu hikayede ana tema Rachel’ın aylarca işsiz kalması ve işe gidermiş gibi her sabah trene binmesi. Bu durum Taylor’ın filminde de aynı hızda yer alıyor. Wilson’ın senaryosunda Rachel’ın eski iş arkadaşlarını görüp, kalabalık içerisinde tuhaf bir şekilde kaçışı sahnelerden atılmış. Kitapta, Rachel’in utanç ve izolasyonunu ön plandadır.

adsiz

5. Rachel’in İçecek Seçimi Farklı

Romanda, bir kutu cin ve tonik bağımlısı olan Rachel, filmde  bir votka aşığı olarak karşımıza çıkıyor. Tek ortak nokta ise bu içkisini yine istasyondan tedarik etmesi. Filmdeki en etkili sahnelerden birisi ise Rachel’ın Grand Central Station çöp kutusunun arkasında votkasını, su için kullandığı pet şişesine boşaltması. Bu işlevi gizli yaptığını düşünüyor olsa da filmde tam tersi belirtiliyor ve trendeki yolcu arkadaşları onun neler yaptığının farkında olarak gösterilmiş.

6. Scott Hipwell Yumuşatılmış

Scott eşi Megan’a karşı aslında kötü niyetli olup olmadığı sorusu Hawkins’in romanının ilk yarısına dadanıyor ‘Megan sadece Scott üzerine kendi sorunları yansıtmaktadır? veya onun terapisti Dr. Abdic mi?’ gibi ve Wilson senaryosunda benzer bir üslup kullanıyor. Ama Hawkins sonunda Scott’ın davranışlarına yönelik çok kesin tavır alırken, duygusal olmadığını kitabın ikinci yarısında net hale getiriyor. Ama aynı zamanda fiziksel olarak kötü niyetli olan Scott’ın, Wilson’un senaryosunda bunu görememekteyiz. Ayrıca Hawkings’in Scott’ı Megan veya Rachel’a el kaldırmıyor. Korkunç bir sahne olan Rachel’in dairesine gelince (Başka ufak bir değişiklik: kitapta tam tersidir) gerginlik ile tokatlanması, romandan çok uzaktadır. Sadece Rachel’ı iter ve onu bir odaya kilitler.

7. Watson’ların Evi, Hipwell’lerinkine Benzemiyor

Kitabın en iğneleyici yorumların birinde yalıtılmış banliyö  eylemleri çok yer alıyor. Hipwell evi ve Watson evi birbirinin aynı görüntüsüne sahip, yani mimari açıdan iç ve dışları birdir. Yemek tahtası ekstremdir ki, küçük not o romanda iyi işlev görecektir, Rachel sürekli Hipwell’lerin mekanından atılır ki, bu durumda filmde eksik olanlar arasındadır.

8. Trendeki Adam Çok Fazla Gözlemlemiyor

Roman boyunca Rachel kendini bir erkek yolcu tarafından gözlemlendiğini fark eder ki, bu adamın onun hakkında bir şeyler bildiğini düşünür, başlangıçta bu durumun paranoyaklık olduğunu düşünmesine rağmen. Ta ki o kaderli gecede onu gördüğüne emin olup, nihai yüzleşme olana kadar. Bu adam Rachel’ı Tom ve daha sonra Megan ile görmüş, ama Rachel için korkunç bir hayal olarak düşünülmektedir.

Filmde, aynı adam görünmektedir, ama oluşan durumu çok az görüyor, yani Rachel’in izolasyonunda oynaması için hizmet veren küçük bir seçim.

"The Girl on the Train"

9. Büyük Dönüm Noktası Yeni Birisinin Gelişi ile Olmakta

Bu bölümün önemli olduğunu düşünün. Rachel sonunda Tom ile olan başarısız evliliğinden, puslu, ayyaş anılarını hatırlamaya başlar ve tabi ki Megan’ın kaybolma gecesini, hepsi şok bir sebeple kavranılmıştır: Bunların çoğu aslında olmadı. Rachel sarhoş olabilir, ama o bir şiddet ya da kötü niyetli biri değil, bu bütün bu hikayeler Rachel’ı Tom ve onun barut gibi olan karısı tarafından besleniliyor. Bunu yaparken de Tom’un becerisi o kadar derin ve o kadar belirgin oluşu, Megan’ın kaybolduğu geceye kadar uzanır. Rachel, Megan’ı Tom ile görünce, Tom ona bağırıp ve ceza olarak ona vurduğunda, Rachel kendisinin kötü adam olduğuna ve Tom’un kurban olduğuna inanır. Rachel akşam olan olayların çoğunu  bastırıyor ve  onun kötü bir şey yapmış olduğunu düşünmesine yol açıyor.

Hawkins’in romanında, Rachel bu anları hayatında gelişen olayların durmadan evrilip çevrilmesinden sonra yavaş yavaş hatırlamaya başlar ve sonuçta Tom’un gerçek kötü adam olduğunu kendisi için keşfetmek ister. Bu tür psikolojik sahnenin büyük ekranda oynamak çok iyi olmayabilir, böylece Wilson gerçeği daha kolay anlamak için bir çift yardımcı sahneleri ilave etmeyi ön görmüş. Filmde, Lisa Kudrow, Tom’un eski patronu eşi olan Marta (Kitapta Clara) adında bir karakteri canlandırıyor. Başlarda filmde, Rachel onu trende görür, Martha’nın evinde yapılan ve sarhoş Rachel’ın etrafı batırdığı, herkese bağırdığı ve Tom’un itibarını ezdiği talihsiz partiyi hatırlaması için onu zorlar. Daha sonra çifte iddia olur ve tamamen Rachel’ın Tom’a fiziksel olarak ateş püskürmesi başlar. Rachel’ın zihninde ve Tom’un anlatımında o gece yapmış olduğu bütün davranışlar Tom’un işten atılmasına sebebiyet vermiş.

Daha sonra Rachel trende tekrar Martha’yı bulur ve partideki kötü davranışları için özür dileme fırsatı yakalar. Martha şaşkına döner ve Rachel’a yanlış anladığını söyler. Partide Rachel’ın biraz içkili olduğunu, fakat dinlenmesi için yardım ettiğini ve kesinlikle kimseyle şiddet uygulamadığını belirtir. Peki ya Tom? Oh, o kovuldu, çünkü ofisteki herkese patlıyordu. O böyle bir kötü adam oldu, Rachel’ın Tom’dan ayrılmasının ne kadar iyi olduğunu Martha, Rachel’a söyler.

İşte bu. Aniden, Rachel her şeyi hatırlar ve görür – özellikle Tom’u – yepyeni bir ışıkla.

the girl on the train emily blunt bar scene ile ilgili görsel sonucu

10. Önemli Yeni Bir Sahne Eklenenler Arasında

Bu Wilson’ın ilave ettiği yalnızca yeni bir sahne değil, filmde deli gibi sarhoş olan Rachel’ın yerel bir barda bu haline devam etmesi, yeni bir kankasının olması ve barın tuvaletinde utanç verici bir selfie girişiminde olunması gibi bir dizi sahneler yer almakta. Rüzgarın üstünde yer ettiği gibi onun akıllı telefonu yanlışlıkla video kısmına ayarlanır ve kırmızı yüzlü geceden Rachel’ın ruhunun içindeki rahatsız edici bir görünüme kadar ki olan biteni çeker. Rachel daha sonra videoyu bulduğunda, bulduğu şey tarafından dehşete düşürülür ve onu  aslında Megan’ın ortadan kaybolması arkasında olabileceğine ikna edici, uzun bir yola doğru gider.

11. Final Değiştirilmiş (Büyük ve Küçük Yollarla) 

Filmin sonucu kitaba çok yakın olarak bitirilmiş. Hawkins’in çalışmalarının hayranları birkaç kilit değişikliği fark edecek. Birincisi, Rachel Megan’ın mezarını ziyarete gittiğinde, Megan ölü kız bebeğinin hala annesinin yanında olmadığını gören tek kişidir. Bu da Megan’ın yaşam trajedisini vurgulayan çok üzücü bir ihmal.

Ama bu acı biraz filmde trenin arkasından umutla yeni hayatına giden ve daha iyi görünümlü Rachel’ın son sahnesi ile seyreltilmiş.

‘The Girl On The Train’, 7 Ekim Cuma günü beyaz perdede yerini alıyor. Bizim önerimiz önce kitabı okumanız ardından filmi izlemeniz.