rieu-andr-5168609e0f077

“Valsin Kralı” André Rieu, dün akşam, tam bir sene sonra, tekrar İstanbul’daydı. En az geçen seneki konser kadar keyifli bir program ile sahneye çıkan André Rieu ve orkestrası, konsere gelen seyirciye unutulmaz bir konser sundu.

“Klasik müziğin Madonna’sı” olarak da tanımlanan André Rieu geçen yıl gerçekleşen muhteşem konserinin sonunda bir sürpriz yaparak gelecek sene için tekrar geleceğini ilan etmişti. Daha o akşamdan, bir sene sonrası için heyecanlanmamıza sebep olmuştu bu sayede. Konser tarihi resmi olarak ilan edildiğinde ise, biz tek konser olacak diye düşünürken, iki konserin birden müjdesi gelmişti. İlk konser şehrin Avrupa yakasında 27 Kasım’da Sinan Erdem Spor Salonu’nda, diğer ise Anadolu yakasında 29 Kasım’da Ülker Sports Arena’da olacaktı. İşte, ben de dün akşam, bu iki konserlik serinin ilkinde oradaydım.

André Rieu’nun kim olduğunu anlatmadan, kariyerinden bahsetmeden geçmek olmaz elbette. 1980’lerin başında kurduğu Maastricht Salon Orkestrası ile adını duyuran André Rieu, Strauss’un valslerine getirdiği yorumlarıyla “Waltz King” olarak adlandırılmaya başladı. Babasından aldığı keman eğitiminin ardından, Lüttich, Maastricht ve Brüksel konservatuvarlarında eğitimine devam eden Rieu, 10 yıl boyunca Limburg Senfoni Orkestrası’nın üyesi oldu. Franz Lehar‘ın “Gold and Silver”ını icra eden bir salon grubuna katılması, Rieu’nun müzikal kariyerini bu yönde çizmesinde etkili oldu. 1978 yılında kendi salon orkestrası Maastricht Salon Orkestrası’nı kuran André Rieu, 1987 yılına kadar çalıştığı orkestrası ile önce De Capo ardından da Philips labellarından albümler yayımladı. 1987 yılında Johann Strauss Orkestrası’nı kuran Rieu, başlarda 10 kişiden oluşan, bugün 50′yi aşkın müzisyenin üyesi olduğu orkestra ile Strauss’un valslerini 19. yüzyıl ruhu ve atmosferi içerisinde icra ettiği gösterisini, dünyanın büyük kentlerinde sunmaya devam ediyor.

Konser tam saatinde, saat 21.00’de başladı. Ne de güzel olur tam zamanında başlayan konserler! Ve elbette yine konsere zamanında yetişemeyen seyircilerimiz oldu. Geçen seneki konserde de aynı şeyler olmuş, Rieu konsere geç kalan seyirci ile tatlı tatlı şakalaşmıştı. Dün akşam da aynı sahneleri yaşadık.

“Merhaba İstanbul, dünyanın en iyi seyircisi ile evrenin merkezinde buluştuk. Dışarıdaki soğuk havayı unutacak ve yüreğinizde sıcaklığı hissedeceksiniz” diyerek konseri açan usta müzisyen konserin ne kadar sıcak bir havada geçeceğinin de ispatlamış.  Her zamanki sevimliliği ve mütevazi tavırları içinde orkestrasının önünde yer alan Rieu, birbirinden güzel besteleri sıralamaya başladı. Şarkı aralarında yaptığı esprili konuşmaları ile şovunu renklendirmeyi her zamanki gibi ihmal etmedi. Geçen sene olduğu gibi, bu konserinde de çevirmen ile sahnedeydi. 3 saate yakın süren konser boyunca, kimi zaman duygusal anlar yaşadık, kimi zaman çalan neşeli şarkılar ile eğlendik.

Çeşitli sahne sürprizleri bu sene de vardı. Geçen sene ki konserde olduğu gibi yine, Katibim, Hatırla Sevgili ve Yine Bir Gülnihal parçalarını Türk müzisyenler ile beraber icra ettiler. The Platin Tenors adında üç tenorden oluşan ekibin seslendirdiği “Granada”  ile İspanya dolaylarından ezgilerde gezinirken, hemen arkasından gelen “Espana Cani” ile salona giren boğa kılığındaki arkadaşlar seyirciyi bir hayli eğlendirdi.

Soprano Laura Engel‘in seslendirdiği Beshame Mucho, bandeon ustası Carlos Buono‘nun eşlik ettiği Liber Tango ve Adios Nino parçaları, soprano Mirusia Louwerse‘nin seslendirdiği Memories şüphesiz konserin en keyifli anlarıydı. Elbete Johann Strauss valslerini çalmadan geçmediler.  Özellikle Blue Danube‘yi çalmadan önce, her konserinde bu parçayı duyan seyirciye bir şeyler olduğunu, herkesin dans etmeye başladığını belirtti. Ancak aynı etkiyi bizim seyircimizde, yine,  yaratamadı. 7-8 çiftin dışında dans eden maalesef ki olmadı.

“Pek çok ülkeyi ziyaret ettik ama tek bir ülke var gidemediğimiz, çocukların özgürce koşabildiği o ülke, bu barış ülkesinin gerçek olmasını çok istiyorum. Tüm hayaller ve şarkılar özgürce koşan o çocuklar için” dediğinde ise artık konser için söylenecek söz kalmamıştı. Müziğin gücüne de değinen sanatçı, “müziğin evrensel dili ile mutluluk yaratmak beni çok memnun ediyor” diyerek müziğin önemine atıfta bulundu.

Klasik müziği olimpiyat statlarına taşıyan Andre Rieu, “artık evinize gidin” diyerek sürekli konseri bitirmeye çalıştı ama seyirci bırakmak istemiyordu. Sanki konser sabaha kadar sürse kimse sesini çıkartmayacak gibiydi. Ve en sonunda beklenen oldu,  “Kasap Havası” çalmaya başladılar. Geçen seneki konserde olduğu gibi bütün salon ayakta idi. Yine vals ile başlayan gecemiz halay ile son bulmuştu. Bir ümit, gelecek sene için bir konser duyurusu bekledik ama bu kez gelmedi o güzel haber.

Müziğin büyüsü, Andre Rieu’nun büyüsü ile birleşince rüya gibi bir akşam yaşadık. Bir daha gelir mi bilinmez ama, İstanbul’daki ikinci konserini 29 Kasım Cumartesi akşamı da saat 21.00’da Ülker Sports Arena’da verecek. Hala bilet varsa, kesinlikle gidin derim!

Konserden görüntülere aşağıdaki Youtube linkinden ulaşabilirsiniz.