Yeni İnsan Yayınevi‘nin yeni yayınladığı kitaplardan biri olan “Aziz Petrus’un Şemsiyesi“ni, yayınevi editörlerinden Merve Omurtak inceledi…

AZİZ PETRUS’UN ŞEMSİYESİ

Kalman Mikszath, 1847 yılında Macaristan, Szklabonya’da dünyaya geldi. Hukuk eğitimi aldı. 1881’de  A Tot Atyafiak (Slovak Akrabalar)  ve 1882 yılında  A Jo Palaczok (Paloc’un İyi İnsanları) eserlerini yayımlamasının ardından başarıyı yakaladı ve edebiyat dünyasında 19.yüzyılın sonlarında yetişmiş en önemli yazar olarak kabul edildi.

Romancı olarak ünlendiği sırada (1887) Ulusal Meclis’e seçilen  Mikszath, romantik tarzda yazmayı bırakıp daha realist bir anlatıma yöneldi, toplum kusurlarını eleştirdiği kitaplarında, günlük hayatı gayet olağan ve anlayışlı bir dille yorumladı. Dönemindeki bu tutumu onu, Macar eleştirisel gerçekçiliğin en önde gelen yazarlarından biri haline getirdi.

Macar edebiyatında iz bırakan, en önemli yapıtı sayılan Különös Házasság (Garip Bir Evlilik) kitabını yaşamının sonlarına doğru yazdı.

Kalman Mikszath’ın Macar edebiyatına kazandırdığı romanı Aziz Petrus’un Şemsiyesi (Szent Peter Esernyöje), yazar olarak ünlendiği dönemde yazdığı başarılı eserlerindendir. Hatta  1910 yılında dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığı’nı yapmış Theodore Roosevelt, kitaptan aldığı keyfi bizzat söylemek adına Avrupa seyahati esnasında Kalman Mikszath ile görüşmüş ve kitaba olan hayranlığını dile getirmiştir.

Aziz Petrus’un Şemsiyesinde, hikayeyi  toplumdaki küçük kusurları, alaycı bir şekilde dile getirerek  anlatmış. Mikszath, karakterleri, halkın içinden  alarak mizahi ögelerle zenginleştirmiş. Macar günlük hayatının gelenekselliğini, günümüzde de rahatlıkla okunacak sadelikle başarıyla işlemiştir.

Glogova, halkın huzur  ve sükunetle yaşadığı bir köydür. Bu sakin köyde hayat fazlasıyla rutine binmiştir fakat köylüler tarafından Papaz Janos olarak anılacak olan papazın köye tayin edilişiyle gizemli olaylar gerçekleşmeye başlar.

Papaz ve köylü halk için, üst üste gelen ölüm haberlerine gölge düşürecek bir olay yaşanır. Papaz Janos’un yıllardır görmediği annesi ölünce, henüz çok küçük olan kız kardeşi papazın başına kalır. Yeni bir hayata alışmaya çalışan ve köylüleri tanıma aşamasında olan Papaz Janos’un sınavı başlar.

Papazın tayin edildiği Glogova halkı dindar sayılabilecek kadar inançlıdır. Hatta inançları, olayları gerçek dışı olarak yorumlamaya itecek kadar kuvvetlidir. Herhangi bir insanın  hurafe olarak değerlendirebileceği  olay, Glogova halkı için “gerçek” olabilir.

“Köyde kulaktan kulağa yayılan mucizeli haberlere göre: Büyük sağanakta Tanrı, papazın küçük kardeşine, ıslanmasın diye, gökten bir bez çadır göndermiştir ve yetimlerin, kimsesizlerin koruyucusu, yeryüzüne ihtiyar Aziz Petrus’un kendisini yollamıştır.”

Köyde, kimseye ait olmayan bir kırmızı şemsiye bulunur, şöhreti Bjele Voda’nın suladığı uzak yerlere kadar yayılmıştır ve köy halkı bu mistik bilmeceyi  çözmeye çalışır.

İşin enteresan tarafı,  gizemli kırmızı şemsiye yıllar önce Glogova’ya yakın bir köyde de mesele olur. Besztercze’de yaşanan bu olay dizgisinin baş kahramanı Pal Gregorics, şehirde oldukça tanınan halk tarafından hoyrat olarak bilinen bir gençtir. Gregorics’in amacı kendini komşularına, tanıdıklarına sevdirmektir. Ancak ne yaparsa yapsın toplumda kendine bir yer edinemiyordu.

Pal Gregorics’e karşı olan ön yargı asla yıkılamıyor aksine her defasında  daha güçlü bir şekilde inşa ediliyordu.

“ Nasıl? Pal Gregorics bir şey mi olmak istiyor? Burada? Bizim memleketimizde ha? Bu adamda hiç utanma yok mu? “

Ancak evlenirse halk tarafından kabul edileceğini düşünen tuhaf, kırmızı şemsiyeli Gregorics, kendine uygun kız bulamaz fakat hizmetçisiyle yaşadığı evde zeki bir oğlan çocuğu dünyaya gelir; Gyuri Wibra.

Zengin ve yaşlı olan Pal Gregoric, ölümünü gözleyen üvey kardeşlerini, yaşadığı müddetçe miras vaadiyle kandırır. Gregorics’in “varlığı” aslında herkesi heyecanlandırıyordu.

 Aileden kalan miras, insanların en büyük zaafıdır. Herkes en çok hak edenin kendisi olduğunu düşünür, kardeşler birbirine düşman olur, yeri gelir kıyametler kopar. Bu bencilce davranışlar daima ihtiyaçtan doğan çaresizliğin verdiği dışavurumlar değildir. Bazen insanların gözleri öyle kör olur ki, paradan ve mülkten başka bir şey görmezler.

Pal Gregorics’in serveti, kardeşleriyle olan bağa bakıldığında bir ikramiye niteliği taşıyordu çünkü üvey kardeş Pal, ölümünün ardında hüzün değil,  yalnızca miras bırakmıştır. Besztercze’de, beklenen ölüm sonrasında vasiyetin açıklanması kardeşler tarafından hayal kırıklığıyla karşılanır. Bu kabullenilemez durum, kardeşler arasında da bir rekabete yol açacaktır.

Gregorics’in henüz sağ iken kazancıya olan borcu, vefatından sonra üvey kardeşlerden istenince gizemli kazan, define havası yaratır. Kardeşler birbirinden habersiz bu kazanın peşine düşerler.

 Söz konusu hazır para olunca, aynı yolu birlikte yürüdüğünüz kişi gün gelir rakibiniz olur çünkü mal, mülk kimi zaman ilişkilerden ve hatta insan canından daha kıymetli olabilir.

Söz konusu para olunca, insanlar birbirine daha fazla değer vermeye, hürmet göstermeye başlar, ki bu savaş miras bırakanın ölümden sonra daha kanlı bir şekilde devam eder. Ne yazık ki maddiyatın yüzyıllardır değişmeyen bir üstünlüğü var; maneviyatı yok sayması. Maddiyatçılığın, ihtiyaçla ilgisi yoktur, hırs ve fırsatçılık dürtülerinden beslenir.

Pal Gregorics, yıllardır bir uzvu gibi taşıdığı kırmızı şemsiyeyle hayata gözlerini yumar fakat kazanın peşine düşen kardeşler bunun farkına varmaz. Gayrimeşru evladı Gyuri Wibra, çocuğun deyimiyle baba-amcasının ölümünün ardından şemsiyenin ona çok para kazandıracağını umarak izini kaybettiği şemsiyenin peşine düşer; Glogova’ya…

Kalman Mikszath, hikayeyi  ilmek ilmek işliyor; süt liman bir denize girdiğini düşününen okur, olaylar dalgalanınca kendini bir an için kaybolmuş hissediyor  ve hiç beklemediği anda eşsiz güzellikte bir adaya yanaştığını  farkediyor. Hikayenin sonunda, Mikszath’ın yazarlık dehasının size verilen bir pusula olduğunu açıkça anlıyorsunuz.

Kalman Mikszath, bir kitap yazmamış, eser ortaya çıkarmış. Karakterlerin oluşumu, olayların akışını zamana meydan okuyan bir naiflikte işlemiş. Eminim ki, bundan 100 sene sonra bu eser, aynı etkiyi bırakacak, Macar Edebiyatı’nı keşfetmek için heyecan duyacaktır.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 1940-1960 yılları arasında önerilen kitaplar arasında yer alan Aziz Petrus’un Şemsiyesi’ni, orijinal dilinden ustalıkla çeviren Necmi Seren,  Macar dilinin akıcılığını bozmadan edebiyatımıza oldukça büyük bir katkıda bulunmuştur.

Macar edebiyatıyla henüz tanışmamış olanlar için etkileyici konusuyla çeviren Necmi Seren, Macar edebiyatına hayran kalmamıza sebep oluyor. Seren, kült roman Pal Sokağı Çocuklarını aslından ilk kez çeviren ve bu sayede ünlenen başarılı bir çevirmendir.

Aziz Petrus’un Şemsiyesi, 7’den 70’e herkesin okuması gereken, mizahı unsurlar taşıyan realist bir roman. Okurken asla heyecanınızı yitirmeyeceksiniz.