Bruno Campo yönetimindeki tamamı genç yeteneklerden oluşan Barış İçin Müzik Orkestrası 21 Nisan pazartesi akşamı İş Sanat Konser salonunda İKSV’nin katkılarıyla muhteşem bir konsere imza attı.

Yaşları 7 ile 14 arasında değişen 110  çocuk izleyenlere adeta büyülü anlar yaşattılar. Keman, viyola, piyano, perküsyon, kontrbas, klarnet, trombon, trompet, tuba ve kornolarıyla doyumsuz bir müzik ziyafeti yaşatan bu minikler Mehmet Baki’nin başlattığı projenin en güzel meyveleriydi belki de.

Salon hınca hınç doluydu desem yalan olmaz sanırım. Çocuklarını desteklemek için gelen veliler gece sonunda haklı bir gurur yaşadılar kuşkusuz. Kurulduğu semtin sosyal dokusuyla bütünleşen, çocukların ve ailelerin aktif katılımıyla sosyal bir merkez haline gelen Barış İçin Müzik Vakfı, eğitim faaliyetlerini “Barış İçin Müzik Orkestrası” ve “Barış İçin Müzik Korosu” aracılığıyla sürdürüyor. 

Konser, şef Eren Coşkuner’in yönetiminde olan Barış için Müzik Korosu’nun U.C. Erkin’in “Köçekçe”sini seslendirmeleri ile başladı. Ardından orkestranın müzik direkötürü ve şefi Bruno Campo eşliğinde A. Marquez’in “Danzon No.2”, A. Giantera’nın “Suite de Danzas de Estancia”sından “Los Trabajadores Agricolas”yı, C. Garcia’dan “Ritmos Ciganos”u, H. Zimmer’den “Karayip Korsanları”nı, M. Artes’ten “Chamambo”yu ve G. Rossini’den “William Tell Uvertürü”nü yorumladı.

Bu olağanüstü projenin arkasındaki isim ise  2005 yılında Barış İçin Müzik Vakfı’nı kuran mimar Selim Baki. Çocukların tüm eğitim masrafları ve enstrümanları Baki’nin kurduğu ve eşi Yeliz Baki ile birlikte yönettiği vakıf tarafından karşılanıyor. Hiçbir yerden destek alınmadan bugüne kadar 1200 enstrüman satın alındı. Toplamda 4 bin çocuğun hayatına müzik girmesi sağlandı.
Barış için Müzik Vakfı’nın yolu 2011 yılında, İstanbul’daki El Sistema konserlerini düzenleyen İstanbul Kültür Sanat Vakfı ile kesişti.
Özellikle Bruno Campo yönetimindeki orkestranın performansına ayrı bir parantez açmak istiyorum. Çocuklar amatörlerden oluşan bir gruptan ziyade adeta bu işte yıllarını harcamış starlar gibi icra ettiler müziklerini. Şef Bruno Campo’nun  müthiş ve kıvrak enerjisi kuşkusuz en önemli etken bu başarıda. Çocuklarla nasıl iletişim kuracağını, onları nasıl konser boyunca canlı tutabileceğini biliyor belli ki. Enstürmanlarını vücutlarından bir parça gibi kullanan bu genç yetenekler, sıkıntılı zamanlar geçirdiğimiz şu günlerde ilaç gibi geldi bünyeme. Belli etmek istemesem de konser sonunda bir kaç damla gözyaşı da akıverdi yanaklarımdan. Mutluluğun ve umudun bir göstergesiydi aslında bu. Biraz da kıskandım. İtiraf etmek zorundayım. Bir kaç yıl daha geç doğmuş olsaydım bu müthiş orkestrada yer bulabilirdim kendime belki de. Yönlendirilmeyen yeteneklerin heba oluşu da acı, herşeyden öte.
21 Nisan akşamı gurur, umut, heyecan çıktı sahneye aslında. Notalarla birleşen parlak bir gelecek vaddettiler hepimize.