İtalyan bilim adamı, yazar, edebiyat eleştirmeni, gazeteci, filozof Umberto Eco aramızdan ayrıldı. Ardında birçok eser bıraktı. “Dedalus” takma adıyla bilinen ünlü yazar, 5 Ocak 1932’de İtalya’da küçük bir kasaba olan Alessandria’da dünyaya geldi. Polisiye romanı “IL Nome Della Rosa” (1980, Gülün Adı) ile geniş kitlelerce tanınır hale geldi.  Umberto Eco’nun 1992 tarihli ikinci romanı Foucault Sarkacı kısaca bilimdışı gerici düşüncenin bir serüvenidir. Entrika ile gerçeğin iç içe geçtiği bir gerilim romandır. ”Somon Balığıyla Yolculuk”, ”Baudolino” onun romanlarından birkaçıdır. 2015 yılında yayımlanan son romanı ”Sıfır Sayı”da İkinci Dünya Savaşı, oradan da Faşist İtalya yönetimi zamanlarına doğru bir yolculuğa çıkıyor okuru.

Hukukçu olmasını isteyen babasına karşılık Eco, hukuk eğitimini yarıda bırakarak, kendi ilgi alanlarının izinden gitti ve Torino Üniversitesi’nde Ortaçağ Felsefesi ve Edebiyatı eğitimi aldı. 50’li yılların başlarında, entelektüel bir Katolik olan Eco, doktorasından sonraki yıllarda dini inanç sistemini sorguladı ve dinin varlığını inkar ederek Roma  Katolik Kilisesinden ayrılmaya karar verdi.

umberto-eco-jpg

”Dostoyevski kaybedenler hakkında yazıyordu. İlyada’nın ana karakteri Hektor bir kaybedendi. Kazananlar hakkında konuşmak son derece sıkıcı. Gerçek edebiyat, daima, kaybedenlere dairdir. Madam Bovary bir kaybedendir. Julien Sorel bir kaybedendir. Ben de aynı işi yapıyorum, hepsi bu. Kaybedenler daha büyüleyici.”
“Kazananlar aptaldır… çünkü şans eseri kazanırlar.”

”Ben filozofum, sadece hafta sonları roman yazarım.” diyen  Umberto Eco, çağımızın en önemli edebiyatçılarından birisi. İlk romanı Gülün Adı’nı 1980’de yayımlandı. Eco’nun bu romanı yazmaktaki amacı, göstergebilime duyduğu ilgiyi  Ortaçağın egzotik havası içinde geniş kitlelere ulaştırmaktı. Gülün Adı, çağdaş ve sade söylemlerle Ortaçağ döneminin gizemine ışık tutuyordu. Roman, edebiyat dünyasında da büyük beğeni topladı, çok olumlu eleştiriler aldı. Ardından, roman aynı adla film senaryosuna uyarlandı ve 1986’da beyaz perdeye aktarıldı.

Yakıp yıktık ve yağmaladık, çünkü yoksulluğu evrensel yasa olarak seçmiştik; başkalarının yasal olmayan yollardan elde ettikleri zenginliklere el koyma hakkını kendimizde bulduk.”

Roman 1327 yılında Ortaçağ İtalyası’nda bir manastırda geçiyor. Yedi günlük bir zaman dilimi çerçevesinde işlenen cinayetler ve onları çözmeye çalışan bir Fransisken, William, yardımcısı Adso… Tarihsel gerçeklere uygun bir şekilde kurgulanan bir eser Gülün Adı. Roman Ortaçağ’a doğru kısa bir yolculuğa çıkarıyor, ruhban sınıfının gücünü ölçüsüz bir şekilde kullandığı, skolastik düşünce yapısının egemen olduğu, kilise-devlet-tarikatlar arası çekişmelerin yaşandığı bir dönem…

umberto-eco-biografia-01

Gülün Adı, bir polisiye eser olmasının yanında çok önemli bir tarihi eserdir. Düşünmenin yasaklanması, yenilikçi fikirlere olan katı tutum, devlet-kilise-tarikatlar arasındaki çatışma noktasında öğretici bir niteliğe de sahiptir. Eco, kitabın adını rastgele koyduğunu, başlığın muhtevayla pek ilgisi olmadığını söyler: ”Gülün Adı fikri hemen hemen rastgele geldi aklıma, hoşuma da gitti, çünkü gül öylesine anlam yüklü, simgesel bir nesnedir ki, neredeyse artık hiçbir anlamı yoktur.” 

”Gençler artık hiçbir şeyi öğrenmek istemiyor, bilim geriliyor, tüm dünya tepetaklak olmuş, körler körleri yönetiyor ve onları uçuruma sürüklüyorlar…” 

Yaşlı Rahip William ve yardımcısı Adso şehir şehir dolaşmakta ve doğrunun peşinden gitmektedirler. Küçük bir manastırda bir süre konaklamaya karar verirler. Bu manastırda bir cinayet olayıyla karşılaşırlar. Rahip ve yardımcısı araştırmaları sonucu manastırda çok zengin bir kütüphane keşfederler. Bu kütüphane labirent biçimindedir. Manastırda ölü rahiplerin sayısı artar ve cesetlerde aynı özellikler göze çarpar. Rahip ve yardımcısı Aristo’nun Poetika kitabını bulurlar ve kitabın sayfalarının zehirli olduğunu fark ederler. Kitabı okuyan rahipler sayfaları çevirmek için parmaklarını ıslattıkça zehirden almışlardır. Böylece esrarengiz cinayetler çözülür.

Ardında birçok eser bırakan modern edebiyatın önemli isimlerinden Umberto Eco’yu saygıyla anıyoruz.

”Başlangıçta söz vardı ve söz Tanrı katındaydı ve söz Tanrı’ydı.”