market fotou011Fraf 1Bir önceki yazım tiyatro üzerineydi. Beni yeniden tiyatroya gitmeye heyecanlandıran yeni bir tiyatro ekibini ve onların fark yaratan oyunlarını kaleme almam kaçınılmaz olmuştu. Bu haftaki yazımı da yeniden tiyatroya dair yazmama neden olan başka bir heyecan içindeyim.

Ülke olarak sanata dair, dünyada geçmişte ve o an var olan popüler sanat akımlarını çabuk benimseriz. Vakit kaybetmeden de, bu akımlara uyan sanat eserlerini üretmeye çalışırız; üstelik bu akımları daha özümsemeden, taklit ederek;  diğer yandan da bu akımları uygulamada ülkedeki sorunları ve ülkenin geleneğinde olan sanatları eserlere işlemeyerek, sabun köpüğü projeler üretiriz. Donald Kuspit‘in, tam da eleştirdiğim duruma dair  “Sanatın Sonu” adlı eserini okumanızı ayrıca tavsiye ederim. Ülkemiz tiyatrosu da, döneminde, dünyayı kasıp kavuran Gerçekçi, Politik/Epik, Absürd ve Avangard tiyatro akımlarını uygulamaya çalıştı. Ancak bu akımları uygularken, bize has olan tiyatro teknikleriyle de harmanlanan; toplumumuzun meselelerini konu edinen; asla dış dünyaya öykünmeden, taklit etmeden varlığını günümüze kadar hissettiren, yaşatan çok önemli tiyatro ekipleri, yazarları, yönetmenleri, oyuncuları, oyunları oldu. Kent Oyuncuları, Genar Tiyatrosu, Arena Tiyatrosu, Ankara Sanat Tiyatrosu, Dostlar Tiyatrosu, Devekuşu Kabare, Orta Oyuncular ekip olarak; Yıldız Kenter, Müşfik Kenter, Erkan Yücel, Münir Özkul, Asaf Çiyiltepe, Çetin İpekkaya, Genco Erkal, Mehmet Akan, Erol Keskin, Beklan Algan, Ayla Algan,  Mehmet Güleryüz, Ferhan Şensoy, Metin Akpınar, Zeki Alasya vb. isimler oyunculukları ve rejileriyle; Nazım Hikmet, Haldun Taner, Vasıf Öngören, Sermet Çağan, Melih Cevdet Anday, Ferhan Şensoy, Haşmet Zeybek, Oktay Arıyıcı, Aziz Nesin gibi yazarlar da oyunlarıyla dönemlerinin tiyatro akımlarını, bazıları Geleneksel Türk Tiyatrosu teknikleriyle harmanlamış, bazıları da konularıyla toplumumuzun meselelerini birçok çalışmalarında ve performanslarında uygulamışlardır. Dönemlerinde birçok ekip, yönetmen, oyuncu, yazar olmasına karşın, yukarda saymış olduğum kişi ve ekipler, kullandıkları doğru teknikler, doğru birleşimler ve de işledikleri meselelerle Türk Tiyatrosu‘na adlarını kazımış, günümüz tiyatro insanlarına doğru modeller olmuşlardır.

Beni bu hafta da tiyatroya dair yazı yazmama neden olan konuysa, yıllar sonra da Türk Tiyatrosu’nda, yukarda adlarını andığım değerli ustalarımız gibi var olmaya devam edecek olan bir oyun yazarı Gökhan Erarslan; ve onun sahnelenen oyunlarından biri “Market”.

Market-SAKM-5

Ülkemiz tiyatrosunda, yıllar yılı söyleneduran bir deyiş vardır: “Yeni yazar yok”. Ben de diyorum ki, hem “hayır, yeni yazara tahammül yok” hem de “bazı yeni oyun yazarları ve yeni oyun yazan olgun yazarlar, ülke sorunlarından, yerel olandan ve ‘sokaktan’ bihaberler”.

Mehmet Ergen, yıllar evvel “Oyun Yaz Projesi” adı altında, ülke çapında tiyatroya gönül veren ve de özellikle de oyun yazımına dair adım atmak, seslerini duyurmak ve de kalemini geliştirmeyi düşünen gençlere dair bir oluşum başlatmıştı. Aksanat’da da yürütülen bu projeye ben de katılmıştım zamanında. Bir oyuncu adayı olarak o zamanlar, tiyatro adına güzel bir kolektif içinde bulmuştum kendimi. “Oyun Yaz Projesi”, tiyatro yazarlığının yanı sıra, ülkeye nitelikli seyircilerin oluşumu için de etkili olmuş ve bir tiyatro vizyonu oluşturmuştu.

Bu oluşum içinde yer alıp  tiyatro yazarı olmaya adım atan, bununla da yetinmeyip akabinde akademik olarak da Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Dramatik Yazarlık ve Dramaturgi Anasanat Dalı’nı bitirerek, tiyatro yazarlığı basamaklarını yavaş yavaş, emin adımlarla çıkan Gökhan Erarslan, “Dumanaltı Aşklar” isimli oyunu Tiyatro Seyirlik adına Hüseyin Avni Danyal; “Porno Club” ve “Korku İmparatorluğu” oyunları Myth Tiyatro Topluluğu; Irıs Murdoch’ın gerçek yaşam öyküsünden yola çıkarak yazdığı “Sonbaharı Beklerken” isimli oyunu 2012 yılında Sadri Alışık Tiyatrosu’nda Naşit Özcan; “Aldatma Sanatına Giriş” oyunu, kurucularından olduğu Tiyatro Gusto’da kendisi tarafından sahnelendi. Şu sıralar da, aynı sezon içinde İ.B.B. Şehir Tiyatroları‘nda “Vakti Geldi” oyunu  yine Naşit Özcan; “Paşa Paşa Tiyatro Yahut Ahmet Vefik Paşa” adlı oyunu  İstanbul Devlet Tiyatrosu‘nda Mutlu Güney; Sadri Alışık Kültür Merkezi Çolpan İlhan Oda Tiyatrosu‘nda da   “Market” adlı eseri kendi rejisiyle sahne almakta. Yazarlığa adım attığından bu yana, hemen hemen her tiyatro sezonunda oyunlarıyla var olmakta yazarımız. Her bir oyunuyla da, işlediği konu itibariyle “gerçek” ve “yaşanmış” da olayları, ülkemiz meselelerini sahneye taşımakta. “Market” adlı çalışması da “gerçek” ve “yaşanmış” olan olay örgüsü ile izleyiciyi rahatsız etmekte. Daha evvelki yazılarımı takip edenler, “rahatsız edici” benzetmemin, bir sanat eserinden beni olumlu olarak etkileyen en önemli unsur olduklarını bilirler. “Market” de fazlasıyla “rahatsız” edici bir metin.

gu00F6khan erarslan fotou011Fraf

“Yeraltı Edebiyatı”nın  edebiyat dünyasına; “Yeni Gerçekçilik“in sinemaya; “Öfekli Gençler (Angry Young Men)“in de tiyatroya yapmış olduğu “alt kimlik”, “öteki yaşamlar”, “dışlanmış insanlar”, “toplumsal nedenlerden kaynaklı suç”, “kentin arka sokakları”, “sokaktaki sıradan insanın yaşam savaşı” gibi  başımızı kaldırıp bakmamız gereken konuları, Gökhan Erarslan da “Market”de harikulade bir gözlemle dile getirmiş. Ancak, oyunun anlayışına, sadece “In-Yer-Face” dersek, yazarın bu eserini oldukça dar bir çerçeveye sığdırmış ve popüler tiyatro anlayışımızda “In-Yer-Face” yapmaya kalkıp da aksak ve sakil oyunlar yazan yazarlarla Gökhan Erarslan’ı aynı kefeye koymuş oluruz.

Oyun, toplum tarafından dışlanmış, kenara itilmiş; ailesel ve kişisel neden dolayı kendilerini illegal yaşamın içinde bulmuş üç arkadaşın (Gazi, Sansar, Piç), aşırı alkol ve uyuşturucu kullandıkları bir akşam, izlemiş oldukları bir filmin etkisinde kalıp, seri cinayetler işlemesiyle başlıyor. Ve son olarak geldikleri yer, bir benzin istasyonun marketi. Bu seferki kurbanlar market sahibi ve iki elemanı. Konu bir yandan markette rehine alınanı kişiler ve karakterlerimizin arasında geçerken, yazar bize, üç ana karakterin her birinin geçmiş yaşamlarından kesitleri ve yaşamış oldukları olumsuzlukların onları nasıl suç işlemeye, illegal bir yaşamı nasıl seçmek zorunda kalışlarını anlatıyor.  Her daim yanından geçtiğimiz, umursamadığımız yaşamlar, Gökhan Eraslan sayesinde, yerli yerinde bir gözlemle sorgulanmakta. Sinematografik bir düzlemde de işlenebilecek olay örgüsü, bizi yer yer bir David Fincher, Tarantino filmlerine; Charles Bukowski, Chuck Palahniuk romanlarına; Martin Mcdonagh, John Osborne, Arnonld Wesker oyunlarına götürüyor.

Gökhan Erarslan, ustalarının başarmış olduğu gözlemleri, aynı ustalıkla beceriyor; yani “yerli olanın evrensel olanla harmanı”. Yazar,  sokaktaki bu insanların, gelmiş oldukları konumları; o konumlarından kaynaklı konuşma örgüsünü, tavırlarını, jargonlarını tutarlı ve sağlam bir şekilde inşaa etmiş . Yani her bir karakter, ait oldukları sosyal konumlarına aykırı hareket etmemekte. Yeni oyun yazarlarının yahut yeni oyun yazan olgun yazarların birçoğunda görülen, olayın geçtiği yer (ülke, şehir, semt) ve karakterlerin sergiledikleri tavır arasında uyuşmazlığı, Gökhan Erarslan’ın “Market”inde kesinlikle görmüyoruz. Konu ve karakterler, Türkiye’de yaşanmış/yaşamış olmalarına rağmen, başka bir ülkede yaşarmışcasına konuşmuyor, hareket etmiyor; yazarın karakterleri ve metnin konusu Shakespeare’in “yaptığın söylediğini tutsun, söylediğin yaptığını” deyişine en uygun örneği vermekte. Türk Edebiyatı’nda Metin Kaçan’ın “Ağır Roman” ile yaptığı edebi devrimi, Gökhan Erarslan da “Market” oyununda, dramatik yazın dünyasında olay örgüsü ve karakter yazımı ile yapmakta.

market fotou011Fraf 2 (2)

Yönetmenliğini ve dekor tasarımını üstlendiği bu oyunda, sahneleme olarak alternatif denemeler de yapmış Gökhan Erarslan. Klasik İtalyan, çerçeve sahne anlayışı yerine, seyircileri iki paralel izleme yerine oturtup, bu iki paralel seyirin ortasına konumlandırmış sahneyi; modern bir meydan sahne anlayışı yaratmış.  Böylelikle de oyuncuların sahneyi, rahatça kullanmalarına olanak vermiş. Sahne değişimleriyse basit, küçük ve akıllıca dekor ve ışık oyunları sayesinde kimi zaman markete, kimi zaman sorgu odasına, kimi zaman soygun evine, kimi zaman hastane odasına, kimin zaman geneleve kolaylıkla dönüşmekte. Ancak, oyundaki müzik ve kostüm,  metnin geçtiği koşulları – “yerlilik” meselesini–  iyice düşünüp çok daha uygun ve tutarlı olarak uygulanabilirdi.. Oyunculuklar ise, her hafta oyun oynandıkça, metnin ruhunun oyuncular tarafından daha da özümsenip, “toplumsal tavır” larında performanslarının daha iyi seviyeye geleceğini düşünüyorum.

“Market”, her Cuma akşamı 20.30’da, Sadri Alışık Kültür Merkezi Çolpan İlhan Oda Tiyatrosu sahnesinde oynanmakta.