-2

13 Mayıs’da başlayan Cannes Film Festivali’nde filmler sırasıyla gösterilmeye devam ediyor. İyisiyle kötüsüyle eleştirmenlerin markajında olan filmlerden birisi de Gaspar Noe imzalı “Love” filmiydi. Filmin daha önce yayınlanan ilk posterinin ardından oldukça sert bir “hardcore porno” filmiyle karşılaşılacağını herkes biliyordu. 20 Mayıs’da seyirci ile buluşan Love, “Sert bir porno! Ama bu aşk değil!” başlıklarına maruz kaldı.

Noe‘nin rahatsız edici nüansları bu filmde de mevcut. Dönüş Yok filminde, seyircinin sinemayı terk etmesine sebep olan yönetmen, Love’da aynı izlenimi bırakmamış belki ama insanlara gözünün içine soka soka porno izletmiş. Eleştirmenlerden C+ alan film için bazılarının “Bu porno çerez kalmış” dedikleri de gelen haberler arasında.

Birazda filmden, oyunculardan ve filmin görselliğinden bahsedelim. Love, grafik dokunuşlar anlamında çok beğenilmiş. Kırmızı ve pembe fonlarda geçen hikayede öpüşen çiftler, izleyicilere seks sırasında ciddi tahriklere yol açmış. Bu da Noe’nin tıpkı Dönüş Yok filminde kullandığı gibi renklerde ne kadar başarılı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Film, başrol oyuncusu Karl Glusman‘ın canlandırdığı Murphy karakterinin sahnesi ile açılıyor. Çıplak bir vaziyette sırt üstü uzanmış olan Murphy’e bir telefon geliyor. Ve bu sahne, filmin doruk noktası olarak adlandırılıyor. Filmin bitiminde de büyük bir alkış kopuyor. Glusman, Cannes’in açılışında filmi şöyle anlatmıştı: “Bana filmde iki kadın oyuncu eşlik ediyor ve film bir aşk üçgenini işliyor.  Aşkın başkalaşan yönleri iyi ve kötü arasında kalıyor. Genetik ihtiyaçlar, kendini aşma, stres bilinci, ağır uyuşturucu, akıl hastalığı, güç oyunları, kör edici bir ışık, spermler, sıvı ve gözyaşları. Yirmi beş yaşındaki Murphy  genç karısı ve üç yaşındaki çocuğunun olduğu bir odada uyanır. Telesekreterine mesaj gelmiştir ve onu dinlemeye başlar. Mesajda Fransız sanat öğrencisi olan Electra (Aomi Muyock) isminde bir karakterin annesi, kızının kayıp olduğunu söyler. Annesi kızın ciddi bir kazaya kurban gitmesinden endişelidir. Uzun gri bir günün sonunda Murpyh, apartman dairesinde tek başına eski aşkı Electra’yı düşünmeye başlar. Onu düşler ve aklına gelebilecek her türlü oyunların ve uçların yaşandığı büyük bir aşk tutkusuna dönüşecektir.”

Peki ikinci kadın kim? Bu kadın, Murphy’nin sarışın komuşusundan (Klara Kristen) başkası değildir. Karakterleri tanıdıkça birbirleri ile olan yakınlaşmaları izleyiciyi  seks oyunlarının içine daha çok gömüyor. Anlatılanlara göre filmin her 10 dakkada bir sahnelerinin sekse çıkması “yok artık” deditrsede memnunda etmişe benziyor.

-1

Noe, filmde hemen hemen bütün hikayeyi Murphy’nin üzerine atmış. Murphy’i hafif bıyıklı görüntüsü ile Romantik bir portre haline dönüştürmeye çalışmış. Ama yine gelen eleştrilere göre olmamış. Yetersiz kalmış. Ağır bir söylemle “Benim aletim tek bir amaca hizmet etmeli” ve “Ben her şeyi mahvettim” misali somurtkan bir Murphy karakteri pek sevilmemiş.

Yine dönüp dolaşıp geldiğimiz Noe, gergin hikaye anlatma tekniği özelliklerinden sapasağlam, siyah döngüler ve ani kesintiler ile filmi bir nebze de olsa sağlamlaştırmış. Yanına da destekli bir film müziği harmanlayarak, çağdaş elektronik müzik ile Bach’ı birleştirmiş. Çalıştığı görüntü yönetmeni Benoit Debie, canlı renk şemaları çizerek Love’da fazla parıltıları olan sinematik öğeler kullanmış. Ama bunların hiçbiri filmin basitliğini kurtaramamış. Tek bir açıyla çekilen filmde, kamera sadece bir yere odaklanıyor ve saatlerce ona maruz kalıyorsunuz. Durum böyle olunca seks sahnelerinin içi de boş kalıyor. Yani bu karakterlerin çiftleşme esnasında yaşadıkları derinlik yeterince ilgi çekici değil. Bütün bunlar birikincede bunun bir “Aşk” filmi olmadığı eleştirmenler tarafında onaylanılıyor.

Peki Love filmini güzel kılan noktalar neler? Karakterlerin dialogları hiç sıkmamış. Kırmızı ve pembe renklerden oluşan, aşkı en canlı haliyle resmeden sahneler oldukça ilgi görmüş. Hızlı seks sahneleri ve karakterlerin orgazma ulaştıkları yerler, bazı izleyicilerde “Wooww” seslerinin yükselmesine sebep olmuş. Ve tabii ki bizim bilemediğimiz o final sahnesi. Yukarıda da belirttiğim gibi alkışlara sebep olmuş ve sanırız filmin basitliğini Noe, final sahnesinde kırmış.

Ne olursa olsun, “Love” belki sevildi belki sevilmedi ama bizce ki, biraz da kendi eleştirimizi koyalım, Noe, yeni Fransız sinemasının Godard‘ı olmaya en yakın isim. Sisteme ayak uyduran yönetmenlerin aksine “Kafası garip çalışan” ve devrim yaratmak için yoğun çaba sarf eden bir isim. Yani özetle hem sinemasal, hem politik, hem de sansürsel anlamda sistem karşıtı bir duruş getiriyor kendisine. Bu filmde de eminiz ki vermek istediği bir mesaj mutlaka vardır.

-3

Kaynak : indiewire