Rabat (1937) doğumlu Fransız filozof Alain Badiou, Ecole normale supêrieure’de (ENS) okudu; Louis Althusser’in öğrencisi oldu ve Jacques Lacan’ın seminerlerini takip etti. Akademik kariyerinin yanı sıra siyasal alandaki militan kişiliğiyle de tanındı. Fransız Genç Komünistler Birliği’nin önde gelen üyelerinden biri olan Badiou, dağılıncaya kadar da L’ Organisation Politique adlı örgüt içinde siyasal mücadelesini sürdürdü. ENS’de hocalık yaptı ve Paris’teki Uluslararası Felsefe Okulu’nda dersler verdi. 2008 küresel ekonomik krizinden sonra bütün dünyada büyük bir tanınırlığa ulaştı. Birçok roman, oyun ve deneme de kaleme aldı.

Felsefenin büyük kurucularından, Platon günümüzde yaşaydı Devlet’i nasıl yazardı? Marksist- Komünist dünya görüşünün, Plâtoncu Komünizm’ in en büyük savunucularından olan Fransız Filozof Alain Badiou, Devlet’i serbest bir şekilde çevirerek yazmıştır. Kitabın özüne dokunmadan çeşitli eklemeler ve çeşitli değişikler yapmıştır. “Mağara Metaforu” yerine “Sinema”yı koymuştur. Eksik kadın figürünün yerine kendi ekleme yaparak Platon’ un kız kardeşi olarak geçen Amantha’yı eklemiştir. Klasik dünyanın göndermelerine bütün tarihten, özellikle de günümüz dünyasına göndermeler yapmıştır. Spinoza ve Lacan’la tartışan, Rus ve Çin Devrimleri üzerine görüşlerini söyleyen bir Sokrates çıkıyor karşımıza

Antik çağda yazılmış olanDevletkitabı sadece kendi dönemini için değil, çağını aşıp yüzyıllar sonrasına da ulaşmak istemiştir. Yazıldığı dönemde gerekli etkiyi göstermemiş ancak yüzyıllar sonra birçok filozof tarafından ana kaynak olarak değeri fark edilmiştir. Bunu fark edenlerden biri de Fransız düşünür Alain Badiou’dur. Kendisini Platon’un öğrencisi olarak tanımlamıştır. Altı yıl süren uzun çalışmalar sonunda kitabını yazmıştır. Kitabının ilk başlığı “Bu belirsiz kitabı nasıl yazdım?” bölümde hangi yollardan geçerek bu kitabı yazdığından bahsetmiştir. Yazma sebeplerine gelince, ona göre hayatımıza yön verebilmemiz için mutlak olana bir şekilde erişmemiz gerektiği inancına hayat veren kişi Platon’dur. Bunun içinde Platon’ un anlaşılamadığı ya da yanlış anlaşıldığı düşüncesidir. İnsanlık bilimsel olarak ne kadar ilerlerse ilerlesin toplumsal olarak hala aynı kavramları kullanır. Bazıları isim olarak değişse de aslında birbirleriyle iç içedir. Bunlar; doğruluk, para, yaşlılık, sanat, adalet, toplum, işbölümü, koruyucular, müzik, eğitim, ölüm, devlet, geometri, şiir, demokrasi, oligarşi, timokrasidir. Bu terimler ne kadar değişmeye uğrasallar da temel olarak aynıdırlar. Bunu günümüze uyarlanan Devlet kitabını da okuyunca ne kadar birbirlerine benzediklerini fark ediyoruz. Badiou, Devlet’i günümüze uyarlayarak biraz daha gerçekçi kılmıştır. Çağına uygun bir şekilde yazmıştır.

Kitabın önsözünde, Sokrates, Platon’un en küçük erkek kardeşi ile beraber limandan gelirken, Kephalos’un oğlu olan Polemarkhos onları uzaktan görür ve yanlarına bir çocuk gönderip evlerine davet eder. Bu bölümde kitaba yeni bir karakter eklenir. Bu isimde Platon’un kız kardeşi Amantha’dır. Amantha bilgili, lafını esirgemeyen yapıya sahip bir karakterdir. Sokrates ve Kephalos ile konuşmaları yaşlılık ve para üzerine başlamıştır. Kephalos yaşlılığından dolayı konuşmada fazla kalamaz, yerini oğlu Polemarkhos almıştır. Konuşma bu sefer adalet üzerine yoğunlaşmıştır. Sokrates çeşitli örnekler verir: Aşçı, gemi kaptanı, köpek gibi. Sokrates günümüzde yaşadığı için Nietzsche’yi iyi bilmekte hatta ona atıf bile yapmaktadır. Aynı zamanda Serhas, İskender, Hannibal, Napolyon hatta Hitler’i bile bilmektedir. Bunlara gönderme bile yapmıştır. Kitabın birinci bölümü Sofistler‘i susturmak başlığı adı altında yazılmıştır. Bu bölümde Sokrates ile ünlü Sofist Thrasymakhos ile tartışma kaldığı yerden devam etmiştir. Bu sefer karşısında her şeye “evet” ya da “hayır” diyen kişiler yoktur. Saçmalıyorsun diyen, sesini yükselten, bağıran, alay eden karakterler vardır. Polemarkhos’tan konuşmayı alan Thrasymakhos “Adalet nedir?” üzerine tartışmaya devam etmiştir. Thrasymakhos “Adil olan şey güçlünün çıkarına olan şeydir.” diyerek Sokrates’i iyice kızdırmış konuşmalar hırçın bir şekilde devam etmiştir. Sokrates bisikletçi, gemi kaptanı, doktor örneklerini vererek durumu açıklamaya çalışmıştır. Sokrates bir duruma sinirlenip Thrasymakhos’a “Eğer kıçında söylediklerin kadar bokluysa, dadın keşke altını da iyi temizleseymiş.” demiştir. Buradan da konuşmaların ne kadar hırçın geçtiğini görebiliyoruz.

Aynı zamanda matematikçi olan Badiou bu kısımda matematiksel kavramlara başvurarak bazı örnekler vermiştir. Bu bölümün galibi Sokrates olmuştur, “Doğru bir hayat süren kimse mutlu ve huzurludur. Onursuz bir hayat süren kimseyse mutsuzdur. Öyleyse sonunda şu can alıcı önermeye varıyoruz: Adil insan mutlu, adaletsiz insan mutsuzdur. Kaldı ki avantajlı olan da mutsuz olmak değil, mutlu olmaktır. Neticede şunu kesin surette öne sürüyorum. Adaletsizliğin adaletten daha avantajlı olduğu kesinlikle doğru değildir. Üstadım Thrasymakhos.” der ve Thrasymakhos köşesine çekilir.

İkinci bölüm Gençlerin Israrlı Soruları başlıklı bölümdür. Sokrates, Thrasymakhos üstüne kazandığı parlak zaferi ardından, Platon’un erkek kardeşi Glaukon ile tartışmaya yer yer katılan Platon’un kız kardeşi Amantha ile konuşma devam etmiştir. “Adalet nedir?”, “Adalet hangi kategoride yer alır?” gibi sorulara cevap aramaktadır. Sokrates, bu bölümde adil olanla adaletsiz olanı anlatırken meşhur Gyges’in yüzüğü örneğini vermiştir. Amantha bu bölümde kadınları temsil etmiştir. Zeki, güzel, hırçın, eşitlikçi, kendini ezdirmeyen bir karakterdir.

Üçüncü bölüm Toplumun ve Devletin Ortaya Çıkışı başlıklı bölümdür. Sokrates kendi içinde “Adil insan kimdir?”, “Ben adil insan mıyım?”, “Adalet nedir?” gibi soruları kendine sormuştur. Cevapları bulmak için de analoji yöntemini kullanmıştır ve bu yöntem kabul edilmiştir. Bu bölümde Felsefe yerine daha çok Sosyoloji üzerinden tartışma yapılmıştır. Ülke, siyasi topluluk, kent, ortak süreç vb. gibi konulara değinilmiştir. Glaukon, Marcel Mauss’un evrensel iletişim meselesini uygulamıştır. Jean- Jacques Rousseau’nun “doğa durumuna” da değinilmiştir. Glaukon Hayvan Çiftliği’ ne hitaben Sokrates’e, domuzlar devletini kurmak için mi çağırdınız beni demiştir. Bu bölümde Badiou günümüze hitaben, “Ortak hayat için kesinlikle gerekli olan şeylerle hiç alakası olmayan gerçek bir insan kalabalığıyla doldurmalıyız orayı. Mesela her çeşit avcının olması lazım: tavşan, keklik, sülün, geyik, domuz avcısı. Ve her çeşit taklitçinin figürleri ve renkleri kullananlar, ressamlar, müziği ve kelimeleri kullananlar, şairler, besteciler ve onların arkasından gelenler: rapsodisiler, büyü şarkıcıları, rock, tango ya da rap grupları, orkestra müzisyenleri, dansçılar, oyuncular, dağıtımcılar, prodüktörler… Arkasından gelenlerin arkasından gelenler var bir de: güzellik ürünleri üretenler ve son olarak kadın modasının, aynı zaman da kısa süre önce ortaya çıkan erkek modasının yaratıcıları ve zanaatkârları. Ayrıca temel hizmetlerde çok sayıda istihdam yaratmak gerekir: yeteneği kıt çocuklara özel matematik ya da eski Yunanca dersi verenler, göğüsleri sarkıtmak istemeyen zarif annelerin bebekleri için sütanneler, sivilceli ergenler için piyano hocaları, lüks oteller için oda hizmetlileri, topuzları düzeltmek için kuaförler, aşçıbaşılarını ve kabuklu hayvan yetiştirenleri hiç saymıyorum bile. Buna domuz ahırlarını temizleyenleri ekleseniz bile, sayım bitmiş olmaz. Doğrusunu söylemek gerekirse bu işin sonu gelmez. İlk toplumuzda bütün bunlardan hiçbiri yoktu, çünkü hiçbiri kullanılmıyordu. Ancak şu anda bulunduğumuz noktada bütün bu insanlar bize lazım ve düşünüyorum da, ayrıca çok miktarda sürü hayvan olmalı, çünkü bu tür bir toplumun üyeleri çoktan etobur olmuştur.” diyerek aslında günümüz dünyasını özetlemiştir.

Diğer bir konu olan savaş konusun da bu bölümde işlenmiştir. Amantha “Hegel Baba” diyerek Hegel’ e bir atıfta bulunmuştur. Badiou, “Jean Jaurês’in izindeyiz: onun Yeni Ordu’sunda her asker, bir toprak parçasından çok bir İdea’yı savunan bir yurttaştır. Amantha, muhafızları: iyi bir köpek! Olarak tanımlamıştır. Dördüncü bölüm zihnin disiplinleri başlıklı, edebiyat ve müziktir. Bu bölümde muhafız dediğimiz kişilerin nasıl bir eğitim alması gerektiği anlatılmıştır. Bundan sonraki bölümler konuşmalar çoğunlukla Sokrates, Glaukon ve Amantha arasında geçmiştir. Bu bölümde Kant’a da değinilmiştir. “Mutlak kötülüğün varlığından” Kant’ın “sözde yalan söyleme” hakkı dediği şeyin savunucu Benjamin Constant’a karşı “Onun gibi güler misiniz?” denilmiştir. Masalların nasıl olması gerektiği bu bölümde anlatılmıştır. Beşinci bölüm bedenin disiplinleri başlıklı, diyetetik, tıp ve spordur. Bu bölümde muhafızların ve atletlerin nasıl beslenmesi gerektiği anlatılmıştır. Charcot, Freud, Lacan’a bu bölümde değinilmiştir ve çeşitli örnekler verilmiştir. Badiou, 20. yüzyılın sosyalist devletinde gelişen şu “yeniden eğitim kampları”ndan bahsetmiştir. Günümüze yazılmış bir kitap olduğu için Devlet, jimnastik müsabakaları, akrobatik dans, sürek avı, Formula 1 yarışları, futbol bahisleri, olimpiyat oyunları bilen bir Sokrates var karşımızda.

Altıncı bölüm Nesnel Adalet başlıklıdır. Bu bölümde devleti kimin kumanda edeceği, yaşlıların mı yoksa gençlerin mi, entelektüellerin mi, askerlerin mi? Meslekten siyasetçilerin mi, sıradan yurttaşların mı? Kimin kumanda etmesi gerektiği gibi sorulara cevap aranmıştır. Badiou burada kendi siyaset felsefesi içinde yer alan, komünizmi arzu ettiğini, komünizmin bir arzudan çok daha fazlası olduğunu söylemiştir. Özel mülkiyetin ortadan kaldırılması gerektiğini, her şeyin ortaklaşa olmasını gerektiğini söylemiştir. Yedinci bölüm Öznel Adalet başlıklıdır. Bu bölümde tekrar “adil olmak” ile “adaletsiz olmak” konuları işlenmiştir. Sekizinci bölüm Kadınlar ve Aileler başlıklı bölümdür. Devlet’te kadının yeri bu bölümde işlenmiştir. Amantha kadınların erkekler gibi iş yapabileceğini ve tıpkı erkekler gibi beslenmesi gerektiğini savunmuştur. Askeri durumlarda kadınların ön safta yer alabileceğini de söylemiştir. Amantha’ya göre kadınlar, sadece dikiş dikmek, yemek pişirmek, bulaşık yıkamak, çocukların altını silmek, elektrik süpürgesiyle evisüpürmek gibi işleri yapmakla mükellef değillerdir. Badiou aile konusunda, “Ağabeyiniz Platon, bu tuhaf ve çetin aile meselesi hakkında benim adıma konuşabileceğini sandı. Dikkatsizce sarf etmiş olduğum bazı sözlerden yola çıktığı doğru, hatırladığım kadarıyla bana kabaca şunları söylemişti: ‘Kadınlar herkes için müşterek olacak. Hiçbiri belirli bir adamla yaşamayacak. Çocuklar da müşterek olacak. Ne baba oğlunu tanıyacak ne de oğul babasını.’ Evet, ama o zaman aşk karşılaşmalarını, cinsel bağı, soy zincirinin simgesel düzenini kim organize edecek? Platon’un bana atfettiği cevap şuydu: Devlet, hep devlet, hep devlet. Engels’i anmakla isabet ettin, sevgili kızım. O zamandan beri ne oldu? Sovyetler Birliği’de özel mülkiyet ortadan kaldırıldı ama zayıflaması gerek devlet güçlendirildi ve aile, parti yöneticilerinin çocukları doğuştan ayrıcalıklı olsun diye güçlü kaldı. Senin ağabeyinin Sokrates’ine göre şu meşhur ‘ideal site’ de özel mülkiyet ve aile ortadan kaldırılır ama devlet, bu kaldırmaların ardından aşırı güçlenir. Çocukların bütün topluluğa ait olduğu aksiyomundan hareketle, bu Plâtoncu anti-ailecilik çizgisinden devam edilince, dehşet denebilecek sonuçlara ulaşılır. Evliliklere devlet karar verir; düzenlendiği kura çekilişleriyle en güzel insanlar -tıpkı cins köpekler veya çift öküzler gibi- çiftleşirler. Bütün bunlar, sırf  ‘güzel çocuklar’ elde edilmesini sağlama almak içindir. Üstelik yeni doğanlarda bir özür görülürse, hafif bile olsa, hemen polis tarafından öldürülürler. Kız ve erkek kardeşler arasında ensest yasaldır, hatta teşvik edilir, çünkü ortak kan taşıyan güzel ve akıllı iki yetişkinin çocuklarının da öyle olması beklenir. Çocuk sayısı devlet tarafından belirlenir. Bu sayıya ulaşılamazsa, Sovyetler Birliğin’ de beş yıllık planlarla belirlenen hedefler için ne yapılıyorduysa o yapılır: Soruşturmalar açılır, suçlular bulunur ve cezalandırılır. Eğer ölçü aşılırsa, kimse Stalin dönemindeki madenci Stakhanov gibi milli kahramanlıkla ödüllendirilmez, o da cezalandırılır” diyerek aile konusunda fikirleri açık bir şekilde ifade etmiştir.

Dokuzuncu bölüm Filozof Nedir? başlıklı bölümdür. Bu bölümde herkesin filozof olması gerektiğini ve bunun bazı kriterleri olduğunu anlaşmıştır. Onuncu bölüm ve sonraki bölümlerde siyaset, adalet, mutluluk, şiir ve düşünce konuları üzerinde durulmuştur. Sonuç olarak bu zorlu yolda Badiou’nun sınavı başarı ile geçtiğini düşünüyorum.