Interstellar-poster-unpocogeek.com_

Christopher Nolan yine yaptı yapacağını ve bana göre belki de bu senenin en iyi filmi ile sahalara geri döndü. İki gün önce filmi izlemeye gittiğimde bazı endişelerim vardı. Sonuçta Nolan’ı bu zamana kadar bilim kurgu dışında çektiği filmleri ile biliyordum. Bana göre en iyileri hiç şüphesiz Memento ve Inception idi. Filmlerinde her zaman bir geriye dönüş, geride kalmak, geride bırakılmak, merkezine karakteri ya da olay örgüsünü koyan bir yönetmen olarak diğerlerinden kendisini hep farklı kılıyordu. Bu yüzden benim için en iyi yönetmenler arasında yer alıyordu. Bu sefer nasıl bir kurgu ile çıkacak karşımıza derken “Vay be” dedim, adam öyle bir şey yapmış ki resmen kendini kat ve kat aşmış.

Son birkaç ay içinde bu film ile ilgili abartı bir şekilde ortalıkta o kadar çok fragman ve görüntü döndü ki, hali ile ben de dahil olmak üzere herkeste büyük bir merak uyandırdı. Ardından film ile ilgili haberler merakımızı daha çok arttırdı. Filmin senaryosunun temelleri 2007 yılında atılmıştı. Ve fikir babası ünlü fizikçi ve bu konular hakkında kitaplar, makaleler, bilimsel araştırmalar yayınlamış olan Kip S. Thorne’dan başkası değildi. Christopher Nolan ve kardeşi Jonathan Nolan Thorne’nun solucan deliği teorisine kafayı fena takmışlardı ve baş danışman olarak Thorne ile birlikte başladılar filmi yazmaya. Derken, I -MAX kamera ile çekerek filmi daha şahane bir hale getirdiler.

interstellar_a

Peki film bize neyi anlatıyor ? En son 2013 yılında bilim-kurgu tadında soluğu Alfonso Cuarón‘un “Gravity” filmi ile almış, yer çekiminin derinliklerine hapsedilmiştik. Şimdi ise hem yer çekimi, hem uzay boşlukları hem de solucan delikleri derken bayağı bayağı galaksi turu yapmış olduk Nolan sayesinde. Olay basit aslında, dünyanın sonunun gelmesi bizim sonumuz olmayacak! Bunun için ne gerekiyorsa yapacağız!

KONU

İnsanların bir arada yaşadıkları gezegende, toz bulutları ve küfler her geçen zaman içinde artmaya başlıyor ve  burada yaşamak daha zor bir hale geliyor. Ama yine de çiftçilikle uğraşan ya da işinde gücünde olan insanlar bir şekilde hayatlarına devam ediyorlar. Tehlikenin farkında olmadan!!! Eski bir pilot-mühendis olarak NASA’da çalışmış olan Cooper (Matthew Mcconaughey) umutsuz bir şekilde çiftçilik yapıyor olsa da bir dönem NASA tarihinin en başarılı pilotlarından biri olmuştur. Kızı, oğlu ve babası ile bu hayatın içine hapsedilenlerden. Kızı Murph (Mackenzie Foy) ile kurduğu ilişki baba-kız profilinden daha çok arkadaş gibi. Birbirlerine olan bağlılıkları insanı o kadar etkiliyor ki bence biraz fazlaca abartılmış işin içine ister istemez duygularınız karışıyor. Zaten filmin ilk 15 dakikası da hep bundan ibaret ilerliyor. Murph babasının izinden gidiyor, bilime ve mühendisliğe merakı ile tam da babasının kızı profilini çiziyor. Ama esas hikaye Cooper’ın NASA’daki bir grup bilim adamı olan Brand (Anne Hathaway) , Doyle (Wes Bentley) ve Romilly (David Gyasi) ile  dünyayı kurtarma görevine çıkması ile başlıyor. Cooper arkasında kendisi için dünyadan çok daha değerli bir şey bırakıyor: ailesini ve özellikle de kızı Murph’i. Fakat kızına gitmeden bir söz veriyor. “Geri döneceğim” diyor. Tam da bu noktada Nolan, hikayenin özüne iniyor ve Interstellar, hem Cooper’ın hem de insanlığın bu imkansız geri dönüş anına bizi şahit ediyor.

interstellar_movie_still_2

SORULAR

Buraya kadar her şey normal değil mi? Hayır değil. Kafamızı kurcalayan o kadar çok soru birikiyor ki, ister istemez Cooper’ın başlayan yolculuğunu biz de sorgulamaya başlıyoruz. Yani Nolan, izleyici ve Cooper arasında bir bağ oluşturuyor. Gerçekten bir gezegene insanlar taşınılabilinir mi? Orada hayat yaşanılır kılınabilirnilir mi? Fizik teorisi bunun neresinde var? Olay sadece yer çekiminden mi ibaret? Uzaylılar var mı? Onlar bize gerçekten haber gönderebilirler mi? Peki ya solucan delikleri, onlar da gerçek mi yoksa sadece teoriden mi ibaret? bundan sonrası filmden çıktığınız zaman bile bu sorularla akıp gidiyor. Ama merak etmeyin bütün bu soruların cevabını Nolan filmin içinde bize sunuyor. Bunlar gerçek mi bilinmez, bildiğim bir şey varsa o da bunların bazılarının içinde GERÇEKLİK payının olması…

o-INTERSTELLAR-TRAILER-facebook

YOLCULUK

Cooper’ın yolculuğu ile herşey daha bir netleşmeye başlıyor. Aslında burada anlatılacak çok şey var. Kısmen önemli olan yerleri anlatıp hızlıca bir geçiş yapacağım. Uzay yolculuğuna benzer birçok film izledik. Öyle ki bu film, Stanley Kubrick‘in 2001: Bir Uzay Destan filmiyle bile karşılaştırıldı. Ardından Gravity ile kıyaslandı. (Bence yaınından bile geçmiyor) Ama atlanılan birşey var. Nolan’ın filmi diğerlerinden biraz farklı. Uzayla Dünya arasında sıkışıp kalmış, yarım yamalak bir bilim kurgudan ziyade işin içinde fazlaca duygusallık hakim. Filmi en çok eleştirdiğim noktada bu sanırım. Uzaydaki solucan delikleri, yerçekimi, kara delikler vs. derken olayı biraz da Cooper’ın eve dönme çabaları üzerinde yoğunlaştırmış. Gemiye biniliyor ve yolculuk başlıyor. Her dakikası ve saniyesi insanın kalbini sıkıştıracak şekilde ölçümlenmesi ile birlikte muazzam bir yolculuğa dönüşüyor. Zaman kavramına hiç deyinmiyorum bile. Bir çekirdeğin etrafında bir saat dönmek tam yedi yıl! İnanılır gibi değil. Aradan geçen yıllarda buna dahil. Nolan bizleri, bilimsel teoriler, kuantum fiziği ve paralel evren gibi destansı kavramlar üzerinden ortaya koyulan yolculuk ile karşı karşıya getiriyor. Aralarında anlamsal ve duygusal boşluk olan uzay ve diğer sahnelerde buna paralel olarak ilerliyor. Nolan, Cooper’ın yolculuk hikayesini güneş sisteminin ötesine götürmesine rağmen geçen senenin muazzam Gravity filminde olduğu gibi uzayı bilimsel bakımdan olabildiğince gerçekçi bir biçimde betimlemeyi başarıyor.

maxresdefault

OYUNCULAR

Son yılların en çok parlayan yıldızı Matthew McConaughey bu filmin başrolünde. Ondan iyisi de olmazmış. Duygu hissiyatını yine en iyi şekilde bize veren McConaughey bence artık tam bir oyuncu olmuş. Üzerine hangi kostümü giyse yakışır dediğimiz cinsten izlemesi keyifli bir hale gelmiş. Özellikle de Murph ile olan sahnelerde tam bir deha. Anne Hathaway sade güzelliğiyle benim filmde izlemeyi en sevdiğim oyuncu oldu. Olaya hakimiyeti ile McConaughey’in önüne çok geçmeden naif bir performans sergiliyor. Murph rolündeki küçük oyuncu Mackenzie Foy‘u da unutmadım tabi ki. 14 yaşında olmasına rağmen böylesine ağır bir filmin üstesinden gelerek adeta seyirciyi kendine bağlıyor ve bol alkışı hak ediyor. Hem de en büyüğünden. .Jessica Chastain (Murphy’nin büyümüş hali), Michael Caine (Brand’in babası), Matt Doman (Sürpriz yumurtadan çıktı kendisi) ve Ellen Burstyn (Murphy’nin yaşlanmış hali). Her biri birbirinden iyi performansları ile Nolan’nın birkez daha oyuncu seçimlerinde ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor.

interstellar-15

MÜZİK

Hans Zimmer, dinlemeyi her zaman çok sevdiğim bir bestecidir. Bu filmin müziklerini o değil de bir başkası yapsaydı, film aynı etkiyi yaratmazdı diye düşünüyorum. Ses efektlerinden tutun da, uzay sahnelerinde girilen müziğe kadar film kendinden çok müzikleri ile de konuşulmayı hak ediyor. Elbette bu Hans Zimmer’ın başarısı. Hele o final sahnesinde çalan müzik? Adeta büyülendim, film bitiminde resmen Hans Zimmer’ı alkışlamak istedim. İnsanın tüylerini diken diken eden müzikler, bence bu senenin en iyi film müzikler olmuş.

http://www.youtube.com/watch?v=EliFlAOlKsU

C. NOLAN

Nolan’dan çok bahsetmeye gerek yok. Onun hakkında ne denir bilemiyorum. Çizgisinin çokta dışında kalmadan daha farklı bir malzeme ve konu ile yarattığı şahane eser için ona teşekkürümü borç bilirim. Daha önce Nolan için hazırladığım dosyada hakkında ki düşüncelerimi çok net bir şekilde ifade etmiştim. Kullandığım bir cümle vardı… Az ama öz yönetmen!!!

SON SÖZLER

Aslında söylenecek çok fazla birşey yok. Bu kadar geniş, karmaşık ve özellikle kocaman bütçesine (165 milyon dolar) kıyasla cesur bir yapım hakkında konuşulacak, detaylara girilecek çok şey var tabii ki. Bilim kurgu dalında bu zamana kadar çekilmiş bir baş yapıt değil belki ama bu senenin en iyi filmi olduğu çok açık. Elbette filmde eleştrilecek bazı noktalarda vardı yalan yok. Mesela filmin içinde yoğun duygu kullanımı oldukça yersizdi. Sonuça bu bir uzay filmi olmasada bilim kurgu değil mi? Gereksiz bazı sahnelerde geçen yersiz diyaloglar canımı fazlasıyla sıktı. Abartılmış baba ve kız ilişkisine hiç deyinmiyorum bile. Öyle yada böyle, 169 dakika boyunca filmi bir şekilde soluksuz izlemeyi başarıyorsunuz. Size nacizane tavsiyem biran önce salonlara koşun ve filmi hemen izlemeye koyulun. Oyuculukları, senaryosu, müzikleri, görüntüleri kısacası herşeyi ile “Interstellar” bence bu senenin en iyisi olmaya aday … İyi seyirler…

matthew_mcconaughey_in_interstellar-wide