Yine üç ay öncesinden alınmış biletler, yine konsere gün sayma halleri… Sting’ in konser biletlerini ilk satışa çıktığı gün alıp, yine başladık beklemeye. Bu kez kaçmayacaktı o konser! Üçüncü kez İstanbul’ a geliyordu, bu kez de kaçırırsam kendimi hiç affetmezdim. 1993 ve onun ardından 2006 yılında İstanbul’ da iki harika konser vermişti. Ben de onu canlı izleyen insanlardan biri olmalıydım bu defa…

Sting’ in 2011-2012 “Back To Bass” turnesi büyük başarı toplamış, hal böyle olunca, bu kez sadece 5 enstrüman ile en sevilen şarkılarını Avrupa’ da seslendirmek için yola çıkmışlar. Pek de iyi yapmışlar, yolları bir kez daha İstanbul’ dan geçmiş oldu, biz de o harika konsere şahitlik edebilmiş olduk.

İlk önce şunu söylemek isterim; 21.00’ da başlayacak konser sadece ama sadece onbeş dakikalık bir gecikme ile 21.15’ de başladı. Bu kolay kolay karşılaşamayacağımız bir durum. Bunu, onun İngiliz asaletine bağladım ben… Konser, bir albüm tanıtımı olmadığı için çok daha keyifliydi bence. Sanki orkestra arkadaşlarına “hadi arkadaşlar, hem gezelim, hem de gittiğimiz yerlerde en iyi parçalarımızı çalıp, eğlenelim, eğlendirelim!” demiş gibiydi. Sadece bir albüme bağlı kalınmadığı için herkes kendinden bir şeyler buldu konserde. Kendi solo kariyerinden şarkıların içine, The Police zamanından parçalar da serpiştirmiş setlistine.

Açılışı “If I Ever Lose my Faith in You” ile yaptı. Daha ilk şarkı ile coştu zaten salon da. 1993 yılında çıkardığı, ki bence en güzel Sting albümü, “Ten Summoner’ s Tales” den bir şarkı ile açılış yapması çok da mantıklıydı zaten. Hemen arkasından The Police yıllarından “Every Little Thing She Does in Magic” ile devam etti konser. Sıra “English Man in Newyork” a geldiğinde salonda yer yerinden oynadı. Bütün İstanbul yıllardır bu anı bekliyor gibiydi. Daha Sting şarkıya girmeden bütün seyirciler hep bir ağızdan şarkıya başlamışlardı. O da çok şaşırdı, hem de çok mutlu oldu… 12 bin kişilik bir koro düşünün, hiçbir hazırlık yapmadan herhalde ancak bu kadar güzel söyleyebilirdi bir şarkıyı. Konserin en güzel anıydı kesinlikle.

Sahnede 61 yaşında bir delikanlı vardı sanki. Hiç yaşlanmaz mı bir insan? Yaşlanmayabiliyormuş… Yıllardır yaptığı yogaydı sanırım onu bu kadar genç tutan. Siyah dar bir pantolon, siyah dar t-shirt ile çıktı sahneye. Bırakın kendi yaşıtlarını, kendinden hayli genç olan bir çok erkeğe göre çok iyi gözüküyordu. Hele sesinde tek bir bozulma yoktu. Tiz sesler, bas sesler; hala tertemiz çıkan bir ses. Uzun yıllardır kendisi ile çalışan orkestra elemanlarından Dominic Miller (gitar) ve Vinnie Colaiuta (davul) için yıllar geçmiş, ama Sting için hiç geçmemiş gibiydi. “Az laf çok müzik olan konserler her zaman daha güzeldir.” tezi bir kez daha kanıtlanmış oluyor dün akşam aynı zamanda. Sahnede şarkıları ile devleşen ama egosu hep aynı kalan, samimi bir o kadar da mütevazi olan Sting…

Orkestra elemanlarından bahsetmeden geçmek olmayacak elbette. Gitarda Dominic Miller her zamanki gibi harikalar yaratıyordu. O muhteşem gitar soloları ile rock konserinde olduğunuzu hatırlatıyordu sürekli. Vinnie Colaiuta davulda, Jo Lowry vokalde muhteşemlerdi. Kemanda ise benim yeni keşfettiğim Peter Tickell vardı ki sanırım çoğu seyirci onun performansına vurulmuştur. Sting ile beraber yaptıkları keman-gitar kapışması uzun zamandır izlediğim ve dinlediğim en iyi müzikal şölendi. Birbirinden güzel parçalar peş peşe geldi. Hemen herkes de her şarkıya eşlik ediyordu. Sıra “Desert Rose” a geldiğinde hepimizi bir sürpriz bekliyordu. Sahneye ünlü klarnetçimiz Serkan Çağrı çıktı ve Sting’ e şarkı boyunca eşlik etti. “Desert Rose” da İstanbul’ da olmanın bütün avantajlarını kullanarak darbuka, klarnet ve kanunu sahneye çıkarmıştı. Bence hem çok güzel bir sürpriz oldu hem de “dansöz çıkarır kesin!” gibi saçma fikirleri olanlara da çok güzel bir cevap olmuş oldu. Konser “Fragile” ile bitti. Ama ne bitiş!? Daha güzel bir şarkı ile bitemezdi sanırım. Bunun üstüne bis beklemek de yersiz olurdu. Kulağımızda kalabilecek en güzel şarkı ile düştük ev yollarına.

Bu arada organizasyon da gerçekten çok iyiydi. Ses düzeni kesinlikle hatasız idi. Ne çok yüksek ne de çok kısık… Herşey olması gerektiği kadardı. Bence bazı organizasyon şirketlerinin bu konserden alacakları çok ders var.

Türkiye Sting’ i gerçekten seviyor, Sting’ de Türkiye’ yi. Türkçesi bile bayağı ilerlemiş. “Teşekkürler” yerine “Sağolun” diyor artık. Konserde ona eşlik edilmesi çok hoşuna gidiyor, kalabalığın ona eşlik etmesinden hayli memnun gözüküyordu. Bir kere daha gelir diyorum, yani en azından bunu diliyorum…

Uzun lafın kısası, bu konser benim için 2012 yılının son konseri oldu. Yılı unutulmayacak bir konser ile kapatıyorum böylece.

Setlisti paylaşmadan geçmek olmaz. Buyrun bakalım…

Bu da linki…

1. If I Ever Lose My Faith in You

2. Every Little Thing She Does is Magic

3. Englishman in Newyork

4. Seven Days

5. Demolition Man

6. I Hung My Head

7. The End of The Game

8. Fields of Gold

9. Driven to Tears

10. Heavy Cloud No Rain

11. Message in a Bottle

12. Shape of My Heart

13. The Housand of Winter

14. Wrapped Around Your Finger

15. De do do do, de da da da

16. Roxanne

17. Desert Rose

18. Every Breath You Take

19. Next to You

20. Fragile