2006 yılında “Son Umut” isimli bir film izlemiştim orjinal adı Children of Men olarak geçiyordu. O kadar beğenmiş ve sevmiştim ki filmi tamam dedim bu filmin yönetmeni bu işi biliyor..

Yönetmen Alfonso Cuaron, “Son Umut” filminden sonra sinemaya bayağı bir ara vermişti. Sıradaki filmini merakla bekliyordum. Derken tam da sinemadan elini eteğini çekti dediğim bir anda 2013 yılında ser verip sır vermediği son filmi Gravity ile yarattığı olağanüstü heyecan dalgası ile bu soruları sonlandırdı. Bu öyle bir filmdi ki eşsiz becerileri ve üst düzey teknik başarısı ile başyapıt statüsüne girebilecek kadar iyi ve bir o kadar da çarpıcı.

201410310000832

Ryan (Sandra Bullock) ve Matt (George Clooney) isimli iki NASA astronotunun uzayda başlarına gelen bir kaza sonucu sonsuz boşlukta savrulmaları ve hayatta kalma çabalarını anlatan Yerçekimi, yaklaşık on beş dakika süren bir plan sekansı barındıran büyüleyici ve efsanevi bir açılışla seyircisini selamlıyor. O 15 dakikanın içinde izleyiciye resmen bir kalp sıkışması ve daralması yaşatıyor. Yerçekiminin her ne kadar sonsuz boşlukta, dünyaya tepeden bakarak ve oraya ulaşmanın zorluklarını düşünerek geçse de aslında klostrofobik bir eser olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Ryan karakterinin çaresizliği ve kapana kısılmışlığını seyirci koltuğunda, zihninizin en derinliklerindeki korkularınızla bütünleşerek hissetmeniz bir yana; bunun yanında pompalanan adrenalinin damarlarınızdan geçtiğini o noktada fark edebilmeniz daha doğrusu size fark ettirilebilmesi her sinemacının harcı değildir. Yönetmen Cauron, bütün bunların haricince Ryan’ın oksijenin bitmesi ve nefesinin saniyeler arasında bir gelip gitmesi hissini seyirciye de aynısını yaşatıcakmış gibi vererek bence bir ilke imza atıyor.

Cuaron’un yerçekimi olmayan ortamları dört dörtlük bir şekilde seyirciye sunduğu filmde görsel efektler çığır açıcı nitelikte. Yaklaşık 15 dakikalık kesintisiz çekimle açılış yaparak seyirciyi hayrete düşüren filmdeki çoğu şeyin aynı “Pi’nin Yaşamı”nda olduğu gibi bilgisayar yardımıyla yaratıldığına inanamıyorsunuz… Filmde kullanılan üç boyut da bir o kadar başarılı. Ben filmi 3D izlediğimde uzayda uçuşan parçacıkların yüzüme çarpışını defalarca hissetmiştim. Filmin ses miksajı ve ses kurgusu ise o yılın tartışmasız en iyileri arasında yerini aldırdı diye düşünüyorum. Uzayda ses olmaması durumunun olduğu gibi korunarak mistik bir havanın yaratıldığı filmde uzay giysisi ile dış evren arasındaki ses dengesi şapka çıkartılır cinsten. Tüm bunlar olurken arkadan eklenen Steven Price imzalı gergin müzikler ise olayı adeta bitiriyor. Filmin müziklerini de bir ara dinlemenizi tavsiye ederim.

the-17-minute-take-in-gravity-is-a-masterpiece

Sandra Bullock bu zamana kadar yer aldığı filmlerin belki de en iyisinde bulunuyor ve inanılmaz performansı ile adeta insanı büyülüyor. Meksikalı yönetmen Alfonso film için en doğru oyuncu tercihlerinde bulunarak Bullock’a filmi emanet ediyor ve “Al diyor, bu film tamamen senin.” Gerçekten de öyle. Filmin başından sonuna kadar sizde Sandra Bullock ile aynı gerginliği yaşıyor ve Ryan’a kattığı psikolojinin etkisinden uzun süre kurtulamıyorsunuz. Filmin ilk 20 dakkasında performansı ile boy gösteren George Clooney‘i de tebrik etmeden geçemeyeceğim. Film, 2014 yılının Oscar’ların da tam yedi ödül kazandı. Bunlardan biri bileğinin hakkı ile ödüle giden yönetmen Alfonso Cuaron olurken diğerleri ise film müziği, kamera, görsel efekt, kurgu ve ses kurgusu ve ses miksajı oldu.

Son olarak filmde öyle bir sahne vardı ki şahsen filmi bunu yazmadan bitirmek istemem. Ryan’ın uzay aracına girmesi ile aynı bir embriyo gibi gittikçe büyüyen Ryan’ın anne karnına yerleşmesinin alegorisi gibi bir görüntü beliriveriyor. Uzay aracına girdikten hemen sonra giysilerini çıkarmaya başlayan Ryan yerçekimi bulunmayan bu ortamda yavaşça cenin pozisyonunu aldığını fark etmemek neredeyse imkansız. İşin güzel tarafı ise yönetmenin Ryan’ın göbek kısmında bulunan ipi de adeta bir göbek bağı gibi resmederek her şeyi daha açık bir hale getirmesi. Kafalarda hiçbir soru işareti bırakmayan yönetmenin seyirciye sunduğu bu oluşumu fark ettiğiniz anda etkilenmemeniz elde değil.

g3-e1403201827971

2013 yapımı Gravity, sürükleyici uzun çekimleri ve büyülü görüntü yönetimiyle seyirciye tek kelimeyle kusursuz bir sinema keyfi sunan, bilim kurgu türünün iyileri arasındaki yerini hak ederek alıyor. Son beş yıl içerisinde teknolojik anlamında iyi işler çıkaran bilim kurgu sinema türünde yer alan Insterstellar, Arrival ve The Martian‘la hemen hemen aynı ölçüde olan bana sorarsanız çok daha etkileyici olan bu filmi mutlaka izlemenizi tavsiye eder, iyi gerilmeler dilerim 🙂