Snowpiercer4

 Puan: 7.0

 Tür: Aksiyon, Dram, Bilim kurgu

 Yönetmen: Joon-ho Bong

 Oyuncular:  Chris EvansJamie BellTilda SwintonJohn Hurt,Ed Harris,Kang-ho Song,Ah-sung Ko

Global ısınmanın çözümünü bulduğunu zanneden birkaç bilim adamının dünyayı yaşanılmaz bir yer haline getirmesinin ardından, dünyanın etrafını hiç durmadan dolaşan bir trene sığınan insanların hayatını ve trende kendiliğinden oluşan kast sisteminin sonuçlarını konu alan film Jacques Lob‘un Le Transperceneige isimli çizgi romanından uyarlama. Güney Kore-Amerika ortak yapımı olan film kıyametin kopmasından 17 yıl sonrasında trenin son vagonunda ortaya çıkan bir isyanı ve bu isyanın hikayesini anlatmakta.

Joon-ho Bong’un 2004 yılında The Host’un yapım aşamasındayken Hongdae’de bir çizgi roman kitap evini ziyareti sırasında La Transperceneige’i eline geçirmesi sayesinde ortaya çıkan film, şansını yönetmenin çizgi romanı eline alması ve olduğu yerde romanı bitirmesine borçlu. Bong, çizgiromanı okurken hikayeden büyülendiğini ve özellikle kahramanların vagonlar arasında ilerlerken gördüklerinin anlatıldığı sahnelerin muhteşem olduğunu düşündüğünü ifade etmekte.


Snowpiercer

Kıyamet senaryoları dediniz mi işte onlar tam da benim kalemim. Uzaylı istilalarından insan ırkını yeryüzünden silmeye yeminli çeşit çeşit virüse kadar her birine bayılıyorum. Snowpiercer’la ilgili ilk fragmanı izlediğimde de benzer bir hikayenin farklı bir rengi olduğunu düşünmüştüm. Bir tren bir nevi tutsaklık hali ve ardından gelen özgürlük ihtiyacı… Bir diktatör bir lider bol kan bol aksiyon ve mutlu son!

Artık klasikleşmiş bir düzeni var kıyamet filmlerinin. Çok azı kağıt üzerinde olduğu kadar vahşi ve çok azı sürpriz finalle izleyiciyi ters köşeye yatırıyor. Tüm o potansiyel koca koca efektler ve aksiyon sahnelerinin ihtişamı altında unufak oluyor. Kısaca son dönem izlediğimiz kıyamet filmleri fikir değil prodüksiyon üretiyor.

Snowpiercer’ın göze çarpan ilk dezavantajı tren gibi çok sınırlı bir alanda geçiyor olmsı. Yani bir tren ne kadar uzayabilir? Kaç kişiyi efektif olarak yaşatabilir? Bir trene sıkışmış insanların hem ruhen hem de bedenen ne kadar sağlıklı olacakları ise başından tartışmalı. Hadi bunları bir kenara bırakalım. Aslında bir treni savunmak çok kolay değil mi?

Snowpiercer

Aklınızda filme başlamadan evvel oluşan bu soruları yukarıda sıraladığım nedenlerden dolayı göz ardı etmeye hazır biçimde filmin başına oturanlardan mısınız? O zaman benim beklenti düzeyimi daha iyi anlamışsınızdır. Hikayeyi izlemeye başladığımda ilk fark ettiğim kıyamet sonrası trenizimizin pop-punk bir güzelliğe sahip olmaması. Trenin son vagonu sıkışık bir karmaşaya sahip. Sıradan kıyafetler, sıradan insanlar, bıkkın yüzler ve her kıyamet sonrası hikayenin ve hatta günümüz dünyasının olmazsa olmazı saldırgan güvenlik görevlileri.

İnsanların isyan etmelerine neyin neden olduğunu anlamak kolay. Yetersiz hareket alanı, yetersiz besin, polis şiddetinin pik yaptığı ve asıl otoritenin rahatı için kendi insanlarına saldırdığı bir resim. Çok da yabancı değil. İsyanı destekleyen gizemli mesajlar, uyuşturucu müptelası bir mühendis ve onun kahin kızı da sahneye girdiğinde hikayemiz neredeyse tamam.

snow-piercer03

Yine de yeterince vakit ayrılmamış notlar düşüyor izleyici. Wilford’un sözcüsü Mason’ın yanında dolanan iki suikastçinin konuşmadan vermeyi başardığı bir sürü mesajın asla dile getirilmemesi gibi. Kahin olduğunu bir noktada tahmin ettiğimiz, Yona’nın yeteneğinin kullandığı uyuşturucudan kaynaklanıp kaynaklanmadığı gibi. Namgoong Minsu’nun özlemle bahsettiği eskimonun Yona’nın annesi olup olmadığı gibi yanıtsız kalan göndermeler. Ve en arka vagonda hayatta kalmaya alışan herkesin geçmişini unutmuş tavrına karşılık Nasrettin Hoca’nın kürk hikayesini anımsatır biçimde dış dünyanın saçma düzeninden habersiz yaşamın keyfini süren birinci sınıf yolcular.

Ayakkabının başa konmasından sonra Mason’ın anlattıklarıyla kulaklarımda çınlayan “ayaklar baş oldu” sözleri…

Sevgili yolcular, en başından beri ben ön tarafa aitim. Siz ise arka tarafa aitsiniz. Yerinizi bilin!

Herkesin yerli yerinde olduğuna dair bitmek bilmez söylemler. Ve son vagondakilerin inatçı isyanları. “Kıyamet sonrası dünya demişlerdi ama biz günümüz dünyasını izliyoruz” dedirten sahneler.

snowpiercer-still-kang-ho-song-1024x682

Aradaki aksiyon sahneleri beklediğim kadar fazla değildi ve bu kararı alkışlamak gerektiğini düşünüyorum. Vagonları tek tek geçerken hayati olduğunu düşündüğüm bir iki vagona yer vermemiş olmaları ama buna karşılık sushi için özel bir durak olmasına karşı duyduğum gülme hissi bana bir defa daha bir film izlediğimi hatırlatmakta. Bu bir eğitim videosu değil. Kıyamet koptuğunda sonsuza kadar devam eden bir trenin içinde olmayacağım.

Sonunda lokomotif/motor/engine -hangisini tercih ederseniz- adı verilen ama aslında sadece ilk vagon olan kapının önündeyiz. Kapı açılmadan evvel filmin iki önemli karakteri Curtis ve Minsu arasında geçen konuşma bana öleceğine inanan iki adamın, ölümde bile farklı yollar izlemek istediklerini anlatıyor. Tıpkı yaşarken farklı yaşadıkları gibi. O ana kadar bir şeyleri değiştirecek zekaya sahip Minsu’nun neden kendini uyuşturucu alemlerine vererek sonunda kendini ve kızını hapishaneye soktuğunu merak ediyordum. Ancak tüm bu konuşma filmin o ana kadar tertemiz olduğuna inanmamızı sağladığı Curtis’in zayıf karakteriyle yüzleşmemizi sağlıyor. Buna karşılık film bitene kadar öğreneceklerimiz, Minsu’nun tercihlerine ışık tutacak.

Kapının önünde yere çökmüş kahramanlarımızın ağzını açmasıyla başlayan ve film bitene kadar bir daha durmayan açıklamalar bir adamın kötü şartlar altında ne hale gelebileceğini anımsatırken, bir yandan da diktatörümüzün gerçekten kötü adam olup olmadığını sorgulamamıza neden oluyor. Onun yerinde olsaydık, neleri farklı yapacağımızdan o kadar da emin olamadığımız kaygan bir zemine doğru hızla ilerlediğimiz sahneler bunlar. “Ya son vagona yardım etmemeyi tercih etseydi, sonunuz ne olurdu” diye sormadan edemediğim aslında tam olarak kime sinirlendiğimden emin olmadığım anlar.

snowpiercer sinema

Kapının açılmasını beklerken, arkasında ne olduğuna dair kararsızım. Psikopat bir diktatör mü yoksa yaşlı bezmiş bir lider  mi? İkisiyle de karşılaşmıyorum. Karşımdaki soğukkanlı, ölçülü ve yaptıklarının tamamen farkında olan bir adam. Sakinliği biraz klişe ve tabii Curtis’i yemeğe davet etmesi de. Filmin başında son vagondan çalınan çocuklar hala akılda, sunulan etin ne eti olabileceğine dair rahatsız edici düşünceler de. Buna rağmen filmin başında aklıma gelmeyen ama Wilfrod anlattıkça giderek mantıklı olduğunu düşündüğüm hikayesinin rahatsız edici bir gerçekliği var. %74…fedakarlık…ekosistem…tükenen parçalar… insanlık… liderlik… ve yalnızlık!

Bütün parçalar yerine otururken kendimi  yapbozu tamamen yanlış tamamlamış ve farklı bir resmi yakalamaya çalışırken buluyorum. Hiç yalnız kalmamış olmayı ise hayal edemiyorum. Sessizliği hiç tatmamış olmayı. Curtis ilk vagona gelene kadar yaşanan herşeyin aslında bir planın parçaları olduğu fikri mi daha can sıkıcı yoksa 18 yıldır devam eden gürültünün sona ermesi karşısında savaşma hırsını yitiren adamın dizlerinin üzerine çökmesi mi? O dizlerinin üzerine çökerken trendeki herkesin korkulu rüyası olan adamın ufak bir çocuk gibi bir kenara oturması da cabası. Hangisine daha çok acıdığımdan emin değilim. Yıllarca bir makinenin devamını sağlayabilmek için korkunç kararlar veren Wilford’a mı yoksa berbat kararları sayesinde insanların umudu haline gelen ama aslında varlığının bir yalandan ibaret olduğunu anlayan Curtis’e mi?

ah-sung-ko-in-snowpiercer-2013-movie-image

Oysa çözüm çok basit. Çözüm her zaman olduğu gibi kaosta. Minsu’nun son vagondan ilk vagona kadar kendine ait ve kimse tarafından fark edilmeyen planını sahneye koymasıyla tüm bu acılar da bir kenara atılacak. Kimin ne fedakarlık yaptığının en ufak bir anlamı yok. Kıyamet koptuysa ve insanoğlu kurtulduysa, yeni bir kıyametin ve bilinen dünyanın bir defa daha sonunun gelmesinin ne zararı olabilir? Kazananın olmadığı ama ruhların yok olduğu bu mücadelede hesaba katılmayan tek oyun önceden verilen tüm kararları anlamsızlaştıracak. İzleyicilerin beklemedikleri bu son, insan oğlunun kurtuluşu mu sonu mudur bilinmez fakat her zaman bir başka çözüm olduğu fikrinin altını çizmeyi başarıyor.

Ekran karardığında düşünecek çok şey var.