Geçen seneki konseri bittiğinde, ayağa fırlayıp deli gibi alkışlarken aklımdan sadece şu geçiyordu : Lütfen bir konserine daha gidebileyim! Evrene nasıl bir mesaj gönderdiysem artık, üstünden daha bir sene bile geçmeden o büyük yeteneği yeniden canlı canlı dinleme fırsatına nail olabildim.

İlk konser gibi apansız gelmedi yeni konserin haberi. Biraz daha hazırlıklıydık bu kez. Aslında bir konser için daha geleceğinin işaretini ilk konserinin sonunda yaptığı ufak konuşmalardan çıkartmıştım biraz da. Beklediğim oldu ve 29 Nisan akşamı müzik severler unutulmaz bir keman ziyafeti çekti. 

Itzhak Perlman keman virtüözleri arasında benim için hep farklı bir yerde idi. O keman çalarken içimi kaplayan huzuru, en acıklı parçada bile, tarif etmek pek mümkün değil. Çocuk yaşta iken geçirdiği çocuk felci yüzünden tekerlekli sandalyeye mahkum kalan, 3 yaşında başladığı keman eğitimine yılmadan devam eden Perlman, klasik müzik dünyasından sayısız başarıya ve övgüye sahip olmuş büyük bir isim. Kendisinden ve başarılarından uzun uzun bahsetmeye gerek yok aslında. Ancak detaylı bilgiye sahip değilseniz internette yapacağınız ufak bir araştırma ve hatta ilk konserine dair benim yazdığım şu yazıyı okumanız bile belki yeterli olacaktır.

fotoğraf

Konserin yapılacağı mekan olan İstanbul Kongre Merkezi hakkında bazı soru işaretleri ile düştüm konser yollarına. Kulağımda yine Perlman icrası parçalar… Ben erken gittiğimi düşünüyordum ama benim gibi erkenciler çoktan toplanmıştı fuaye alanına. Elbette yüksek İstanbul sosyetesi keman ve klasik müzik aşkı(!) ile eksik değildi etkinlikten. Bir süre bekledikten sonra, yoğun sigara ve parfüm kokuları içinde salona girmeyi başarabildik. İlk konserde olduğu gibi, yine büyük yığılmalar oldu kapıda. Salona girdik, koltuklarımıza yerleştik. Koltuklara bırakılmış konser programının özenle hazırlanmış zarfına değinmeden geçemeyeceğim. Üstüne bir keman formunun oyulmuş olduğu zarf, benim gibi bir keman meraklısı için gecenin en güzel anılarından biri oldu. Yerlerimize yerleştikten başladım etrafı izlemeye. Salonun çoğu koltuğu doluydu ancak o tahmin ettiğim yoğun ilgi yok gibiydi, ki sebebini az sonra anlayacaktım.

An geldi, o güzel insan sahnedeki yerini aldı. Ben mi abartıyorum bilmiyorum ama, onun kemanından notalar dökülmeye başladığı anda yaşadığım hisleri tarifsiz huzur, mutluluk ve belki de Nirvana’ ya ulaşma anı olarak tanımlayabilirim. Yine de hangi kelime ile açıklarsam açıklayayım mutlaka bir eksik kalacaktır. Konserde kendisine, ilk konserde olduğu gibi, Rohan da Silva eşilik etti.

Konserde sırası ile;

-Beethoven: Sonata No. 8 in G Major for Violin and Piano, Op.30 No.

-Strauss: Sonata in E-Flat Major for Violin and Piano, Op.18

ve bir aradan sonra

-Debussy: Sonata in G Major for Violin and Piano, L. 140

isimli parçaları dinledik.

Bu üç büyük ustanın sevdiğim eserlerini,  en sevdiğim keman ustasının kemanından dinlemek, hem de canlı dinlemek gibisi var mıdır bilmiyorum… Resmi programın ardından elbette bis yapmadan olmayacaktı. 6 parça ile de bis yapan, “Ne çalayım size?” diyecek kadar samimi ve alçak gönüllü olan Perlman, uzun yıllar unutulmayacak bir konser hatırası bıraktı dinleyicilerde.

Konserin, üzülerek yazmak zorunda olduğum, rahatsız edici tarafları maalesef yine oldu. İlk konseri sırasında olan her şey bu konserde de olmuştu işte! Bu kez işin içine seyirci faktörü de girdi üstelik. Bizim insanımız maalesef konser izlemeyi, özellikle klasik müzik konseri izlemeyi hiç bilmiyor. Salona girdiğimde eksikliğini hissettiğim o yoğun ilginin sebebi, müzik aşığı(!) insanlarımızın konsere zamanından gelmemesi imiş meğer. İlk parça bittiğinde kısa bir süre için kulise döndü sanatçılar. Bunu ara olarak kabul eden çok sevgili salon teknik idaresi ışıkları açınca, ki o ışıklar konser boyunca saçma sapan anlarda yanıp söndü, çoğu seyirci kendini dışarı attı. O kadar kalabalığın bir anda dışarı çıkması, aranın sadece 2 dakika sürmesi, sanatçıların sahneye çıkması, ikinci parçanın icrası başladığından hala koşarak içeri girmeye çalışanlar ve yetişemeyip kapıda kalanlar… Kabus gibi! Parça arasında alakasız yerlerde alkışlamalar, sürekli salona girip çıkmalar… Sanata, sanatçıya saygı bu mudur? Salon desek, seyirciden beter. Homurdanan bir havalandırma sistemi, ayarsız ışık sistemi, gıcırdayan kapılar…

Ülkemiz tanıtımı için, böyle yıldızların konser vermeye gelmesinin büyük önemi olduğu tartışma götürmeyecek bir gerçek. Bunları avantaja çevirmek yerine, neden beceriksizce yapılmış organizasyonlara kurban ederiz ki? İlk konserde yaşanan aksaklıkları bile bile, tekrar konsere gelmiş değerli bir sanatçıyı, ikinci defa bu şekilde ağırlamak ne kadar hoş oldu bilemiyorum.

Bütün olumsuzlukları bir yana bırakıp yine de Itzhak Perlman diyorum. Mütevazi tavırları, sevimli halleri, belli ki kendinden geçerek çaldığı kemanı ile bir kere daha hayran bıraktı kendine. Böyle büyük bir ustayı,daha bir sene bile olmadan ikinci defa izlemiş olmanın büyük bir ayrıcalık olduğuna inanıyorum. Bir üçüncüsü neden olmasın, diye düşünmekten de kendimi alamıyorum…

 fotoğraf1 (2)