bir yaz gecesi rüyası

Ülke olarak yine zor ve kötü günlerden geçiyoruz. Bir tarafta kaybettiğimiz yüzlerce insanın acısını yaşarken, bir tarafta değme gerilim filmlerine taş çıkaracak kadar stres kaynağı olan siyaset ile yoğrulduk. Bir o yana bir bu yana savrulurken bu olaylar arasında, belki sığınılacak tek liman olmalı sanat. Festivalin birinci haftası içinde geldi kötü haberler. Üç günlük ulusal yas sebebi ile de 2 günün oyunları iptal oldu. İptaller olmasa da, kimsenin gidecek ruh hali var mıydı o da tartışılırdı aslında. Acı ama, hayat geride kalanlar için devam ediyor işte… 

İki yılda bir yapılan İstanbul Tiyatro Festivali’ nin bu sene 19. halen devam etmekte. İkinci haftasına giren festival 5 Haziran’ a kadar devam edecek.  Festival, bu yıl yurt dışından 7, Türkiye’den 33 tiyatro, dans ve performans topluluğunun 100’e yakın gösterisini 13 farklı mekânda sanatseverlerle buluşuyor. 

Ben festivalde çoğunlukla yabancı yapımları seyretmeyi tercih ediyorum. Hayır; onlar daha iyi işler yapıyorlar diye değil. Ayağıma kadar gelmiş bir yabancı topluluğu kaçırmak mantıksız geliyor. Yerli oyunları zaten yıl içinde de izleme şansı elde ediyoruz bir şekilde. Nitekim program açıklanınca önceliği onlara verdim. Özellikle bazı oyunlar heyecanımı bir kat daha arttırmaya yetmişti. Bütün bunların yanında 2014 yılının William Shakespeare’ in 450. doğum yılı olması nedeniyle yapılan kutlamalar kapsamında 19. İstanbul Tiyatro Festivali programında bol miktarda  Shakespeare oyunu da izleyebilecek olmamız beni ayrıca mutlu etmişti.  

Festivali ,kendi adıma, dün akşam İngiliz Propeller Theatre Company’ nin “Bir Yaz Gecesi Rüyası” oyunu ile açtım. 1990’lı yıllarda erkek oyunculardan oluşan bir kadroyla kurulan ve sadece Shakespeare oyunlarını sahneleyen  bir ekip. Propeller Theater Company’ nin , sadece erkek oyunculardan oluşan kadrolarla oyunlarını oynaması Shakespeare döneminin klasik bir yansıması sanki. Topluluğun yönetmeni ise Edward Hall. 

Bir Yaz Gecesi Rüyası, yanlışlıklar üstüne kurulmuş bir komedi. Aşk ve evlilik üstünden yola çıkan hikaye, yanlışlıklar yüzünden, insanların ve hislerin nasıl değişebileceğini, aşkın ve evliliğin bu karışıklık ile ne hale gelebileceğini gözler önüne seriyor. Atina yakınlarında geçen hikaye, birbirine aşık dört gencin,  Periler Kralı Oberon ile hizmetkârı Puck’ın büyülerine kapılması ile çığrından çıkan olaylar silsilesini konu alıyor. 

Oldukça sade olan bir dekor kullanılmış oyun için. Salona ilk girdiğimizde sahne karşıladı bizi hemen. Sahnenin üç bir tarafından sarkan beyaz bir file ile,yine üç bir tarafta, insan boyundan yüksek bir seviyeye sabitlenmiş sandalyeler çevreliyordu. Ortada ise beyaz ipek bir örtünün altında üstü piramit şeklinde olan bir kutu vardı.

fotoğraf

Oyunun başlamasına 10 dakika kala, oyuncular teker teker sahnedeki yerlerini almaya başladılar. Bu arada oyun orijinal dilinde, İngilizce, oynandı. Üst yazı ile de takip etmek mümkün oldu elbette. Oyunun ilk kadın karakteri sahneye çıktığında seyircinin verdiği o hayret tepkisine anlam veremediğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Neden, kadın rolünü bir erkeğin oynuyor olması bu kadar garipsenir? 

155 dakika, 2 perde süren oyun boyunca oyuncuların hiç birinin enerjisi bir saniye olsun düşmedi. Özellikle ikinci perdede performanslarını ağzımız açık izledik diyebilirim. Oyunun müzikleri de, oyun sırasında canlı olarak oyuncular tarafından icra edildi. Gerek ufak vurmalı çalgılar, ksilofon, marakas, guiro vb. ile gerekse bazı oyuncuların çello çalmaları akıllardan kalan detaylardan biri oldu. Bunların yanında çok başarılı bulduğum a capella korolarına taş çıkartacak sesleri ile parçaları da oyuncuların seslendirmesi, kimi zaman müzikal izliyormuşuz ortamı yarattı. Kostümler de dekor gibi sade ancak gerçeküstü birer öğe olarak kullanılmışlardı. Propeller Theatre Company, bu oyun için sahnede maske, animasyon, her türlü klasik ve modern projeksiyonla her yaşa hitap eden müzik türleri kullanmış.

Oyuncular oyunun antraktında, aynı oyunun yazıldığı dönemde olduğu gibi, fuayede çeşitli şarkılarla seyirciyi eğlendirmeye devam etti. 

propeller oyun arası

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Düş ve gerçek arasında sürekli gidip geldiğimiz oyun, aslında insan duygularının ne kadar da değişmeye açık ve bir o kadar da kırılgan olduğunu anlattı bizlere. 

Shakespeare’ in vatanının İngiltere olmasından mıdır bilinmez ama,  Shakespeare oyunlarını kesinlikle İngilizler oynamalı diye düşünüyorum. Buna kızanlar elbet olacaktır, ancak eğri oturup doğru konuşmak zarardan çok yarar sağlar tiyatromuza. 

Propeller Theatre Company bu akşam da “Yanlışlıklar Komedyası” ile sahne alacak. Açıkçası dün akşamki temsilden sonra bu akşamki oyunu merakla beklemekteyim.

Oyunun yaramaz perisi Puck’ ın oyunu kapatırken sarf ettiği şu sözler ile yazımı bitirmek isterim:

“Biz gölgeler, kusur işlediysek eğer,
Şöyle düşünün ve bizi hoşgörün:
Bu hayaller görünürken sahnemizde,
Siz de biraz kestirdiniz yerinizde.”