1998 yılının Eylül ayından bu yana sayısız ülkede sayısız gösteri yapan Notre Dame de Paris sonunda İstanbul’da!

Victor Hugo’nun Notre Dame’ın Kamburu isimli romanından uyarlama olan müzikal Çingeneler tarafından katedrale bırakılan kambur, sağır ve çirkin bir çocuğun hikayesini anlatırken, Luc Plamondon ve Richard Cocciante’nin modern sahneye uyarladığı klasik bir aşk hikayesi halini alıyor.

Açıkçası ilk sahne aldığı yıldan bu yana 10 milyonu aşkın CD ve DVD satışı ve 15 yıl içerisinde 8 milyondan fazla bilet satışı yakalayan müzikal yurtdışında izleme fırsatı bulamamış sanat severlerin ayağına geldiğinde biletlerin hemen tükeneceğini düşünmüştüm. Eğer siz de öyle düşünüyorsanız yanıldınız bilet satışı hala devam ediyor ve gösteri 4 Mayıs’a kadar sürecek. O yüzden hemen şimdi harekete geçmelisiniz.

Keyfinizi kaçırmak istemem ancak gösteri İngilizce. İngilizce bilmeyenler için ve/veya takip edemeyenler için salonda bir üst yazı sistemi mevcut. Bunu der demez izlenimlerimi paylaşmaya başlamalıyım. Keza, eğer benim gibi hevesle atılıp son dakikada fransızca değil de ingilizce dinleyeceğinizi fark ederseniz bu tüm büyüyü alıp götürebilir. Müzikalin İngilizce’ye tercümesi ise Titanic filminin unutulmayan parçası “My Heart Will Go On!” un söz yazarı Will Jennings. Yine de bana sorarsanız, Zorlu Center yaptığı hatayı fark ederek bundan sonraki projelerde orijinaline sadık kalmalı.

Müzikalin genel anlamda keyifli olduğunu ifade etmeliyim. Buna karşılık bazı şarkıların farklı bir dilde kulağa yerine oturmamış gibi geldiğini söylemeden geçemem. Ve benim gibi eşlik etmeden duramayanlardansanız, bildiğiniz şarkılar azap verebilir. Buna karşılık, Gringoire’i canlandıran Richard Charest’in sesinin ne kadar büyüleyici olduğunu fark etmeden duramayacaksınız. Clopin’i seslendiren Ian Carlyle sahneye ne zaman çıksa geçmişteki bir hikayeden ziyade bugüne taşıyacak sizleri. Harika bir diyalektle her söylediğini anlamanızı sağlayan Robert Marien (Frollo) ise, o umutsuz ve sevimsiz karakterine acımanızı sağlayacak.

Müzikalin kendi içinde birbirinden etkileyici sahneleri mevcut. The Refugees bunlardan ilki. Gerek akrobatların sahnedeki rahat hareketleri gerek biraz evvel bahsettiğim gibi Ian Carlyle’ın sesi hiç çaba sarf etmeden izleyiciyi hikayenin içine çekmede başarılı. Buna karşılık Alessandra Ferrari’in (Esmeralda) The Pagan Ave Maria’sı yıllarca kulaklarınızdan silinmeyecek izler bırakabilir. Titreyen sesiyle aşkını özleyen Quasimodo’nun (Matt Laurent) Tanrıya dünyayı tümden yanlış yarattığını haykırdığı anlardaysa, garip hislere kapılabilirsiniz.

Aslında Phoebus olmasa tıpkı hikayenin aslındaki gibi Zorlu Center’daki dünya da yerle bir olmayacak. Oysa söz konusu müzikal olduğunda tek bir kişi rüyadan kalkmanıza neden olabiliyor. Ve zaman zaman kendimi dişlerimi sıkarken bulduysam bunun nedeni çok açık.

Dans ekibi ve akrobatların genelde durağan olan şova hareket kattıkları muhakkak. Özellikle akrobatların gösterinin sonunda ekstra alkışlandıklarını ve kesinlikle hak ettiklerini belirtmem gerek. Aralarından bir kaç tanesinin ciddi anlamda havada asılı kaldıklarını kendilerine dikkat edilmesi gerektiğini söylemiş olayım.

Üst yazıları okuma derdine girerseniz, sahnede olanların yarısını kaçırmanızın işten bile olmadığı ise maalesef doğru. Adı üzerinde yazılar yukarıda. Bu nedenle ya sahnenin iki yanındaki veya üzerindeki ekranlara bakmak için gözlerinizin kaymasını engellerseniz kendinize bir iyilik yaparsınız. Bu açıdan gösteriyi balkondan izleyenler aşağıda izleyenlerden daha şanslı olabilir.

Benim gibi, kırk yılın başında gelmişler ben balkondan uzaktan sağdan soldan izlemem diyenler olacaktır. Sahneye yakın yerlerdeki bilet fiyatlarını fazla bulanlar çekinmesin.  Zorlu Center’in salonu iyi düşünülmüş ferah ve her açıdan gösteriyi izlemenizi sağlayacak bir yapıda. Hatta birinci balkonun orta kısmının hemen her yerden daha güzel olabileceğini düşünmüyor değilim. Hazır salona değinmişken, Zorlu Center’ın çok iyi bir planlamayla hazırlandığını söylemek gerek. Giriş çıkışlar hem kolaydı hem de sürekli danışabileceğiniz çalışanlar mevcuttu. Ara verildiğinde hiçbir yerde uzun sıralar beklememiz gerekmedi. Yine aynı şekilde salondan ayrılırken de çıkışımızı kolaylaştırmak ve kaybolmuş beynimize yön vermek için görevliler bekliyordu.

Son olarak şansımıza geceye orijinal ekipten de katılanlar mevcuttu. Tıpkı gösterinin daha evvel ziyaret ettiği ülkelerde olduğu gibi Richard Coccianne’nin sahneye çıkarak kendi dilinde İtalyanca ufacık bir parçayla sevgi ve barış dileklerini sundu. Ve tabii sanki benim içimdeki sıkıntıyı anlamışçasına Richard Charest  ‘Les Temps des Cathedrales’ i fransızca söyleyerek gösteriye son noktayı koydu.

O ufacık tecrübeden şunu söyleyebilirim ki, gösteriyi anadilinde kesinlikle izlemek gerekli. Kalbinizin bambaşka çarpmasına neden olabilir.

20140427_221334