Konser gezileri devam ediyor…

Diyorum ya; yazın İstanbul’ da isen yapılacak en güzel şey, birbirinden güzel etkinlikleri takip etmek. İstanbul, yaz mevsiminde tam bir festival ve etkinlik şehri haline gelmeye başladı son yıllarda. Eh hal böyle olunca, takip etmemek de olmuyor tabiî ki…

Son üç senedir zevkle takip ettiğim organizasyonlardan biri de,  Devlet Opera ve Balesi tarafından 2010 yılından beri düzenlenen Uluslararası İstanbul Opera Festivali. Sloganlarını da çok seviyorum:”7’ den 70’ e Opera”. Festivalin Sanat Yönetmenliğini, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü Başrejisörü Yekta Kara yapıyor. Üç senedir, Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya ve Samsun Devlet Opera ve Balesi yapımlarının yanı sıra dünyaca ünlü opera sanatçılarını da İstanbul seyircisi ile buluşturmaya devam ediyorlar.

Yine bu festival kapsamında,12 Temmuz Perşembe akşamı, İstanbul Opera Festivali Gala Gecesi Konseri’ nde Arjantinli ünlü tenor Jose Cura’ yı dinlemek için Aya İrini yollarına düştüm. Aya İrini klasik müzik konserleri için kusursuz bir mekan. Konserde Jose Cura’ya,  Ankara DOB Solist Sanatçısı soprano Feryal Türkoğlu ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası eşlik etti.

Jose Cura daha önce çok iyi tanıdığım ve takip ettiğim bir sanatçı değildi. Birkaç kez internetten videolarını izleme fırsatım olmuştu. Ama, onun dışında hakkında detaylı bilgiye sahip değildim. Klasik müzik ve operaya olan ilgim ve bir de konserin Aya İrini’ de oluyor olması beni bu konsere götüren nedenler oldu. Hem de yeni bir sanatçı tanıyacaktım! Daha ne olsun!?

Konserin neresinden anlatmaya başlamalıyım bilemiyorum.  Hani “Müzik Şöleni” derler ya, işte tam olarak o sıfatın hayata geçtiği anları yaşadık bütün konser boyunca. Repertuar çok zevkli ellerden çıkmıştı bir kere. Opera dünyasının en güzel örneklerinden aryalar seçilmişti. “Keşke şu da olsaydı!” dediğim bir arya olmadı benim. Gerçekten başarılı seçimler olmuştu. Mozart, Puccini, Verdi, Bizet… Her birinin en önemli operalarından aryalar seslendirdiler.

Orkestra ilk önce Leoncavallo’ nun ünlü “I Pagliacci” operasından bir parça çalmaya başladı. O anda, notaların o büyülü kollarına bıraktım kendimi. Klasik Müzik bende bir trans hali oluşturur hep zaten… Seyirciler büyük merakla Jose’ nin sahneye çıkacağı anı bekliyordu. Herkesin gözleri sahnenin sol ve sağ yanındaydı. (Benim öyleydi en azından.) Sonra salonun arka sıralarından büyülü bir ses duyulmaya başlandı… Evet, Jose Cura herkesi şaşırtmış seyircinin arasından geçerek sahneye çıkmıştı. O anda seyirciyi kendine bağlamıştı zaten.

İlk parçasının büyük kısmını seyircinin arasında gezerek söyledikten sonra sahneye çıkıp kısa bir konuşma yaptı. Sempatikliği gittikçe artmaya başlamıştı gözümüzde. Daha sonra sahneyi soprano Feryal Türkoğlu aldı. Bu kez onun o güzel sesi sardı etrafımızı. Birbirinden güzel aryalar ruhumuzu sarhoş etmeye devam ediyordu. Bu arada Jose Cura’ nın eser aralarında yaptığı espriler, konuşmalar seyirciyi daha da bağladı ona. Hatta şunu diyebilirim ki “Opera sevmiyor musun? Jose Cura dinle, opera aşığı ol!”. O kadar içten bir insan ki, öyle bir sunuyordu ki eserleri, hani hep o kafalarda olan “kasıntı opera sanatçısı” ciddiyetinden çok öte “opera herkes içindir, herkes sevsin!” mesajı çıkardım kendimce. Büyüleyici bir sahne performansına sahipti. Seyircinin ilgisinin her an sahnede kalmasını çok iyi beceriyor. Bir dakika bile kopmuyordunuz konserden.

Feryal Türkoğlu ile de sahnede çok uyumluydular. Daha önce beraber sahne aldılar mı hiç bilgim yok, ama sanki, yıllardır aynı sahneyi paylaşıyorlar havası verdiler bana. Özellikle meşhur Tosca Operası’ ndan, Cavaradossi ve Tosca’ nın düet aryası olan “Mario Mario…Sono Qui” yi seslendirdiklerinde, bu hissiyatım daha da arttı. O ne uyum?

Bir detay daha vermem çok yerinde olacak. Jose Cura sadece tenor değil, aynı zamanda başarılı da bir orkestra şefi. Dün akşam bu yeteneğini bizlere de sergiledi. Üç farklı eserde orkestrayı kendisi idare etti.

Konser bittiğinde bütün salon ayaktaydı. Alkışlar durmak bilmeyince bis yaptılar. Sanırım konserde beni en çok etkileyen anlardan birisiydi. “Somos Novios” u söylemeye başlamasın mı? Dinlemeye doyamadığım şarkılardan biridir. Tam trans anımı o sırada yaşamış olabilirim. Sabaha kadar, saatlerce söylese bıkmadan dinleyebilirdim. Birkaç parça daha seslendirip konseri bitirdiler.

Yine unutulmaz bir konser izlemiş oldum böylece. O güzel sesler ve notalar kulaklarda kaldı. Konser boyunca Mozart’ ın, Bizet’ in, Verdi’ nin, Puccini’ nin gizemli notaları arasında gezdik durduk.  Bize bu muhteşem müzik ziyafetini yaşatan DOB Genel Müdürlüğüne bin teşekkür…