Kanada’lı yönetmen Xavier Dolan‘ın altıncı uzun metraj filmi olan Juste La Fin Du Monde, Dolan’ın kendince bugüne kadar yaptığı en iyi film. Fransız oyun yazarı Jean-Luc Lagarce‘ın oyunundan temel alınarak yapılan film; yer yer müzik klibi gibi olan, renkli, hayal meyal anlar barındırıyor ve bu noktada Dolan’ın daha önce Mommy filminde birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni André Turpin‘in emeği göz ardı edilmemeli. Xavier Dolan ve filmi, Cannes Film Festivali‘nde kötü eleştiriler alsa da, Cannes Büyük Ödülü ve Cannes Ekümenik Jüri Ödülü‘nün sahibi oldu. Filmin başrollerinde ise Gaspard Ulliel, Vincent Cassel, Marion Cotillard, Léa SeydouxNathalie Baye gibi tanınmış oyuncular yer alıyor.

MV5BMjAxNjQ3Y2EtMjNjOC00YzhiLWIxOTYtMGM2ZGUxY2Q0ZWZjXkEyXkFqcGdeQXVyNDAyODU1Njc@._V1_SX1508_CR0,0,1508,999_AL_

Film, 12 yıldır ailesini yakından görmemiş, kartpostallarla iletişim kurmuş bir yazar olan Louis’nin, eve dönüş hikayesini konu alıyor. Kısa bir dönüş, bir ölüm haberi vermek için planlanmış bir dönüş. Kendi ölüm haberini. Giriş bu kadar sade olabilir mi peki? Olabilir, Louis için fırtınalar kopmuyor çünkü.

Louis kapıdan girdiği anda gerginlik, gürültü ve tartışma karşılıyor izleyiciyi. Louis’yi de karşılayan atmosfer tam da bu. Konuşması, anlatması gereken Louis ise bu ağırlığı kaldıramıyor. Louis ölmekte olduğu için belli ki -olduğundan daha fazla- duygusal. Uçakta kemeri takıp takmamak onun için -ne yazık ki- çok da önemli değil. Louis hatıraların, kayıp zamanın peşinde.

Louis’nin gidişi aileyi elbette etkilemiş. Suzanne, kız kardeşi, Louis’yi hep örnek almış, aklının bir köşesinde hep yaşatmış, kartpostallarıyla mutlu olmuş.

Antoine, en çok zararı o görmüş gibi. Büyük erkek olarak kalmış, sanki erken yaşlanmış, yıpranmış ve yıpratmış. Bu yıpratma da Catherine‘den görülebiliyor.
Konuşmakta güçlük çeken, kelimelerinin arasında Antoine’a bakan, özür dileyen, çekinen fakat anlayan Catherine. her şeyi anlayan hatta, Louis’nin ölümünü bile.

Catherine, sorduğu soruyla Louis’yi ve filmin atmosferini derinden sarsan karakter oluyor.

“Ne kadar vaktin var?”

juste_la_fin_du_monde_1

Dolan’ın anlatmak istediklerini yakın planlarla ekrana aktarması, detaylara, mimiklere sürekli yakın plan yapması bana kalırsa filmi etkileyici kılan en önemli unsurlardan biriydi. Mimiklere, söylenen/söylenmeyen sözlere hep bir yakından bakış. Karakterlerle özdeşim kurmak adına, anlamak adına yapılmış yerinde bir hamle.

Söylenmeyen şeyler ise filmi tamamlayan şey oluyor. Aile film boyunca konuşuyor -Louis dışında- onlarca küfür ediliyor, bağırışlar duyuluyor, sanki içlerinde hiçbir şey kalmayana kadar döküyorlar ama yine en sonunda söylenmeyenler kalıyor.

Dolan, yirmi yedisinde, ödülden ödüle koşmaya devam ediyor. İzlemeye devam edip göreceğiz. Dolan, gelişimini yakından takip edebileceğimiz genç bir yönetmen.