Ellar-Coltrane-5-facts-about-Boyhood-actor-through-the-years-Civer

Sinema bizi her geçen gün şaşırtmaya devam ediyor. 2014 yılını geride bırakacağımız şu günlerde, karşımıza pek çok tarzda film çıktı. Kimileri sevildi, kimileri sevilmedi. Ama aralarında hiç kuşkusuz tek başına inci gibi parlayan bir film vardı. Tam 12 yılın emeği, göz nuru “Boyhood”.

Before Sunrise, Before Sunset ve Before Midnignt’ten oluşan üçlemesiyle sinemaseverlerin gönlünde taht kuran Richard Linklater’ın, 2002 yılından beri her sene 4 oyuncusuyla buluşarak çektiği “Boyhood”, senenin en iyi filmi olarak gösteriliyor. Ve hatta Oscar’a uzanan heykeli kucaklayacağına da kesin gözüyle bakılıyor. Manyak mı bu adam, dedirten bir hikayeye sahip olan filmin yönetmeni Linklater “Eğer isterseniz herşeyi başabilirsiniz. Ben istedim. Bir çocuğun büyümesini izledim ve çektim.” demiş, adeta yarattığı muazzam başarısı ile göz doldurmuştur. Gökyüzüne bakan 6 yaşındaki Mason’ı filmin ilk başlangıç sahnesinde, Coldplay’in Yellow şarkısını arka planda çalarak “Look at the stars, look how they shine for you” nakaratıyla, Mason’ın, önündeki koca bir yaşam için umutla zamanın perdesini aralıyor.

Peki Boyhood neyi anlatıyor?

Boyhood, aslında son derece basit bir temayı işliyor: Bir ailenin geçip giden hayatı. Mason adlı bir çocuğun, ilk okul yıllarından koleje girmesine kadar olan süreçteki büyümesine tanıklık ettiğimiz film, onun bir yandan boşanmış anne ve babasıyla yaşadıklarına odaklanırken, bir yandan da, sinir bozucu kız kardeşi Samantha ile olan ilişkisine dikkat kesiliyor.

o-BOYHOOD-facebook

Tabi burada sadece Manson’un evrelerine şahit olmuyoruz. Kendini tanımaya çalışan bir anne ve babanın da yolculuğuna şahit oluyoruz. 2 çocuklu bekâr annenin (Patricia Arquette) hayatına yeni bir anlam verme mücadelesi, ve eski kocasının (Ethan Hawke) idealist düşünce yapısı ve realist hayat şartları arasında mecburen yakaladığı denge; küçük Mason’ın merkezde yer alan zaman-mekan ve büyüme hikayesine hak ettiği derinliği kazandırıyor.

Manson’ın 5 yaşındaki hali ile başlıyoruz filme. Yaramaz bir çocuk değil o. Tam tersine biraz içine kapanık. İlişkilerinde sürekli sorunlar yaşayan annesi ve burnu bir karış havada olan sinir bozucu kardeşi Samantha ile birlikte, bu çocuk nasıl büyüyecek demeden alıkoyamıyoruz kendimizi. Ama, “merak etmeyin” diyor yönetmen, adım adım gideceğiz ve sabırla onun büyümesine geleceğiz. Anne ve babayı da işin içine katarak aralarında bir paralel bağ kuruyor. Para kazanmak, faturalarını ödemek, çocuklarına iyi bir gelecek sağlamak ve bu yolda ilişki anlamında yanlış adımlar atan anne tasvirinin yanı sıra, tam tersi olan çılgın, müziğe aşık, deli dolu bir baba sunuyor bize. Aradan geçen zaman içerisinde, onlarında gittikçe olgunlaşmasına ve hayata bakış açılarının değişmesine şahit oluyoruz ister istemez. Filmin içinde, oradan oraya sürüklenen Mason’ın geçen zaman zarfında, arkadaşları ile olan ilişkilerine, kadınlara bakış açısına ve en önemlisi de ergenliğine gömülüyoruz. En önemlisi de bu yolda kendine seçtiği “fotoğraf” tutkusuna.

53ec746af1a7bba0_pat2-xxxlarge

Oyuncu seçimlerinin başında hiç şüphesiz Mason’ı canlandıran Ellar Coltrane yer alıyor. Merkezde duran Coltrane, karakteri öyle güzel oynuyor ve canlandıryor ki, zaten onun büyümesine şahit oluyoruz, alıp götürüyor bizi uzaklara… Senede bir kez gidip, çekimlerini tamamlayan yönetmen “Ellar, elimizde büyüdü” diyor. Samanta rolünde kendi kızı, Lorelei Linklater‘i oynatıyor ve ekliyor “O benim küçük prensesim”. Resmen kızının büyümesine de şahit ediyor bizi, hem de çok başarılı bir şekilde. Anne rolünde, uzun süredir ortalıklarda görünmeyen Patricia Arquette‘yı görüyoruz. Kendisini özlemişiz desek yalan olmaz. Öyle güçlü duruyor ki ekranda, büyülenmemek elde değil. Ve yönetmenin vazgeçemediği, Before serilerinde oynattığı, baba rolünde izlediğimiz Ethan Hawke. Bu rol için tercih olarak, ondan daha iyisi olamazmış kuşkusuz. Bir kez daha bize kendini hayran bırakıyor, Hawke, performansı ile.

CREDIT: Matt Lankes for IFC Films

Tabi ki de, buradaki esas başarı Richard Linklater‘ın. Olağanüstü bir projeye imza attığını söylememek ona haksızlık olur. Sabır diyor, bu film için en önemli olan şey, sabırdı… İndiewire sitesine verdiği röportajda devam ediyor ve ekliyor “Kimse karşıma geçip, basit bir çocukluk hikayesi demesin. Tam tersine bu uzunca süre ilerleyen bir başarının hikayesidir. 12 yıllık maceramızda zaman bizide değiştirdi. Hepimiz olgunlaştık, birbirimizi izledik. Yaşlandık, güldük ve eğlendik. Bu filme çocukluk denilebilinir evet, ama, bir aile denilemez. İnsanlar bana soruyor bu fikri nereden buldun? Neden diye? 1999 yılından beri aklımda olan bir şeydi. Kendi çocukluğumu düşündüm, büyüdüğüm evreleri hatırladım. Yapabilir miydim? Evet yapabilirdim ve yaptım da. İmkansız bir deneyin içine girdim. Tüm riskleri göze aldım. Aktörleri seçtim, onların fiziksel güçlerini ölçtüm ve sabrettim. Şöyle düşünün, büyük bir tuvale bir hikayeyi resmetmek gibi.”

22boyhood_ss-slide-7UMX-jumbo

Geliştirilen diyolaglar, iğneleyici şakalar, çalan şarkılar, basit gibi görünmesine rağmen tam nokta atışı yapan bir senaryo ile Boyhood, eşsiz bir yolculuk filmi. Bu yolculuğun neresinde olmaya karar vermek ise size kalmış. Duygu ve karakterlerin inanılmaz bir şekilde işlediği bu filmin, daha önce görülmüş bir örneği yok. Bu yüzden, siz siz olun ve bu basit ama bir o kadar da çarpıcı görünen Boyhood’u biran önce izleyin.