Bu filmi, izlediğiniz en sevimli filmler listesine gözünüz kapalı ekleyebilirsiniz. Adeta filmin içerisinde bambaşka bir dünyaya adım atıyorsunuz. Sanatla az çok ilgisi olan herkesin tanışmaktan  keyif alacağı büyük sanatçılara rastlıyorsunuz bu yolculukta.

2011 yılında vizyona giren filmin yönetmenliğini Woody Allen üstleniyor. Yaşına rağmen her yıl film çekmeye devam ediyor Allen. Bazen düşüşler yaşasa da bence en başarılı filmleri arasında yer alıyor Paris’te bir Gece Yarısı. Owen Wilson ve Rachel Adams’ın başrollerini paylaştığı filmde güzelliğiyle büyüleyen Marion Cotillard da boy gösteriyor. İki kadın oyuncuyu da çok severim fakat Rachel’i bu filmde bir türlü beğenemedim. Rolünden kaynaklı diye düşünmekteyim.

Gil kitap yazmaya çalışmaktadır. Nişanlısı Inez ve ailesi ile birlikte Paris’e gelirler. Paris sokaklarını adım adım gezdirirler bize. Bir akşam Gil tek başına yürüyüşe çıktığında bambaşka bir dönemden gelen araba çıkar karşısına. Arabaya atlar ve kendisini 1920’lerin Paris’inde bulur. Sanatın altın çağı denen döneme adımını atar. Gittiği yerde kimler yoktur ki. Hemingway, Picasso, Salvador Dali, Fitzgerald… Her tanıştığı kişi de bir yürek kırpıntısı hissederiz. Adeta birebir kopyaları canlandırıyor filmde karakterleri.

Hayranı olduğunuz kitapların, tabloların sahipleriyle onların yaşadığı dönemde tanışmak nasıl bir duygudur tahmin edin. Sanki eski bir dosta rastlamışcasına heyecanlanıyorsunuz. Hepsinin hayatlarındaki sırlara şahit olarak onlara bir parça da olsa dokunuyorsunuz.

Filmin ilk beş dakikası kadar bir süre Paris sokaklarının şahaneliğini izliyoruz. İnsanın film bitince kendisini Paris’e atası geliyor. Hele o son sahnenin geçtiği yer yok mu… Baştan sona kadar görsel bir şölen yaşıyorsunuz. 2018 yılından kalkıp 1920’lere gidiyorsunuz. Adeta Alice Harikalar Diyarında olduğu gibi bambaşka bir evrene adım atıyorsunuz.

İnsanların birbirleriyle konuşma tarzları, giyimler, bindikleri arabalara kadar her şey farklı. Bir de Gil’in sonunda doğru yolu bulması yüreğinize bir su serpiyor. Hayatındaki kişiye saplanıp kalmaktan kurtuluyor ve ruhuna uygun olan kişiyi bulduğunda kanatlanıp uçuyorsunuz.

Hayatınızda bulunan kişiyi seviyor olsanız bile her zaman ruh ikiniz olmayabilir. Sevdiğiniz şeyler, yapmaktan okumaktan keyif aldığınız aktiviteler farklı olduğunda bile araya bir uyumsuzluk girer. Yapmak istediğiniz şey ve yapılan şey farklı olduğunda bir tarafın kendinden vazgeçmesi gerekir. Ancak belki de dünyanın bambaşka bir yerinde sizin gibi hisseden, sizin gibi düşünen, sizin gibi yaşayan başka birileri vardır. Kimse vazgeçilmez değildir.

Değinmeyen geçemeyeceğim bir nokta da Marion Cotillard. Her dönemin kadını resmen. Öyle güzel yüz hatları var ki. Onun olduğu sahnelerde gözümü bir saniye bile ekrandan ayırmadım.

Eminim herkesin keyif alarak izleyeceği mükemmel bir Woody Allen filmi olmuş.