“Louvre’un kurduğu sanat tarihi, Goethe’nin İtalya dediği sanatsal varlığı yok etmiştir. Müze icat edilmeden var olan sanat artık yoktur. Ve ne olduğu da hiçbir zaman bilinmeyecektir.”

Tamamen gezilebilmesi için yaklaşık 48 saat kadar vakit ayrılması gereken büyük bir kültür topluluğu. İçerisinde bulundurduğu sanat koleksiyonları –çalıntıları- ile Paris’in, hatta belki de yeryüzünün en muhteşem pazarlama harikası. Popüler kültür birikiminin zirvesindeki tahtın sahibi Mona Lisa önderliğinde dünyanın en çok ziyaret edilen sanat müzesi; Musée du Louvre

On üçüncü yüzyıl başlarında Philippe Auguste tarafından inşa ettirilmiş mabede giriş yapıldığında, turistleri 1984 yapımı Louvre Piramitleri karşılar. Avlunun merkezinde yer alan Louvre Piramitleri; yapıldığı dönemde klasik mimariyle uyumsuz olduğu gerekçesiyle sıkça eleştirilmiş olsa da, günümüzde yeni-eski mimariyi birleştirmeyi başarmış fütüristik bir yapı olarak değer görmekte. Dört piramitten büyük olanı ana giriş görevini üstlenir, fotoğraf kameraları ile Asyalı turistler piramidin içine doğru yol almaya başlar…

Louvre Müzesi beş ayrı kattan ve her kat içerisinde üç ayrı kanattan oluşan devasa bir yapıdır. Richelieu, Sully ve Denon kanatları turistlere yardımcı olma amacıyla farklı renklerle ifade edilir. On biri görücüye açık olmak üzere, birer çalışma ve eğitim bölümü ile toplamda on üç farklı koleksiyona sahiplik eder. Asyalı turistlerin peşine takılıp sadece popüler eserleri gezmeye çalışmadıysanız, Antik Mısır koleksiyonunun ortalarında kendinize muhtemelen şu soruyu soracaksınız: “Bunun bir sonu var mı?” Müze yetkilileri tarafından dahi cevaplanamayacak bu sorunun dehşetini fark ettiğinizde, artık nesnelerin yanından hızlıca geçip en popüler eserlerin peşine düşme vakti gelmiş demektir.
Galerie_Apollo_Louvre_Museum Antik Mısır koleksiyonda göz attığınız “Sarcophagus”un (Lahit) ardından seri bir şekilde Sully kanadına geçilir. 17. Oda’da “Hermaphrodite Endormi” (Uyuyan Hermafrodit) yatmaktadır. Hermes ve Afrodit’in çocuğu olduğuna inanılan Hermafrodit, kusursuz kadın bedenine sahip bir erkektir. Müzedeki en “şaşırtıcı” eserlerden biri olan Uyuyan Hermafrodit gerçekçi özellikleriyle sizi büyülemeden yan odaya geçilir. 16. Oda’da “Venus de Milo” (Miloslu Venüs) adıyla da bilinen ünlü Afrodit heykeli ziyaretçilerini bekler. Yunan heykelciliğinin en iyi örneklerinden biri olarak kabul edilen bu esere bakmak için beş dakikanız var, çünkü yetişilmesi gereken daha çok şey var! Güzellik Tanrıçası Afrodit’in göğüslerini merakla süzdükten sonra Denon kanadına geçiş yapılır, 4. Oda’da Michelangelo’nun “Captive” (The Dying Slave) heykeli arz-ı endam etmektedir. Papa II. Julius’un mezarını süslemesi için yapılan heykel; Sanat Tarihçisi Richard Fly tarafından “Ölüm unsurunun merhametsiz kuvvetinden önce yaşamın teslim olduğu o an” şeklinde tanımlanmıştır. Aynı oda içerisinde “Psyché Ranimée par la Baiser de l’Amour” (Aşk’ın Öpücüyle Canlanan Psyche) heykeli heybetle parlar. Aşk Tanrısı Eros’un aşığı Psyche’yi öperek canlandırmasını betimleyen heykele saatlerinizi ayırabilirsiniz -demeyi çok isterdim-, ancak Asyalı turistlerin peşi sıra üst kata çıkmanız en mantıklı tercih olacaktır.

Birinci kat –Asyalı turistlerin deklanşöre basma seslerinden de anlaşılacağı üzere- en popüler eserlerin bulunduğu bölümdür. Sürü psikolojisinin etkisiyle Denon kanadı 6. Oda’nın yolunu tutarız, Leonardo da Vinci’nin “Mona Lisa” tablosunun huzuruna çıkana kadar biraz yürümek zorundayız. Beleş ekmek dağıtılırmışçasına –böylesini en son Gaziantep’te baklava dağıtımında görmüştüm- birbirinin üstüne çıkan insanlar gözünüze çarptıysa, popüler kültürün gözbebeği Mona Lisa’ya ulaştınız demektir. 77×53 boyutundaki tablo ile hatıra fotoğrafınızı da çektirdiyseniz, 180 derecelik bir dönüş yaparak yap-bozlarda sık sık kullanılan “Les Noces de Cana” (Kana’daki Düğün) eseriyle yüz yüze gelebiliriz. İtalyan ressam Paolo Verenosese’nin yarattığı devasa tablo, Hz. İsa’nın suyu şaraba dönüştürme mucizesini betimliyor. Aynı doğrultuda 100m kadar yürüdüğümüzde 77. Oda’da “La Liberté Guidant la Peuple” (Halka Yol Gösteren Özgürlük), “La Morte de Sardanapale” (Sarnadapal’ın Ölümü) ve “Le Radeau de la Méduse” (Medusa’nın Salı) tablolarına ulaşırız. Şahsım adına müzedeki en güzel tablo “Halka Yol Gösteren Özgürlük”, Fransız ressam Eugène Delacroix’in fırça darbeleri ile hayat bulmuş ve Fransız Devrimi’nin en büyük sembollerinden biri haline gelmiştir. Yürümeye devam edersek, 50m ileride karanlıklar içerisinde “La Jeune Martyre” (Genç Şehit) görünür. Paul Delaroche’nin hayat verdiği –pratikte hayat aldığı- tablo, Hz. İsa’nın yolundan dönmeyen bir genç kadının katledilmesini anlatır. Işığın kusursuz kullanımı tablonu en büyük özelliğidir. Hüzün dolu Genç Şehit’i arkamızda bırakarak, “La Vierge aux Rochers”a (Kayalıklar Bakiresi) doğru yollanırız. 5. Oda’nın en çok dikkat çeken eseri olan Kayalıklar Bakiresi, Hz. İsa ve Meryem Ana’yı konu edinen bir Da Vinci eseridir. Sembolizm öğelerinin bolca yer bulduğu tablo, aslen iki farklı versiyona sahiptir. –diğeri Londra’da bulunmaktadır- Yabancı rehberlerden ilginç komplo teorilerini de dinlediyseniz, 75. Oda’ya ilerleyebiliriz. Burada “Le Sacre Napoléon et la Couronnement de l’Impératrice Joséphine” (Napolyon ve İmparatoriçe Jozefin’in Taç Giyme Töreni), Le Serment des Horaces (Horas Kardeşlerin Yemini) ve “La Grande odalisque” (Büyük Odalık) isminde üç devasa eser var. Jean Auguste Dominique Ingres’in Büyük Odalık tablosu anatomik olarak bilinçli yapılmış hatalarıyla herkesin dikkatini çeker. Çarpık vücut oranları, cariyelerin asıl görevlerinin sultanların bedensel zevklerini tatmin etmek olduğu zihniyete yönelik eleştiri niteliği taşır. Horas Kardeşlerin Yemini; Neoklasizm akımına ait birçok tekniğin buluştuğu bir tabloyken, Napolyon ve İmparatoriçe Jozefin’in Taç Giyme Töreni; Notre-Dame Katedrali’nde düzenlenen taç giyme törenini betimler. Aynı zamanda 3. Napolyon’un krallar gibi yaşadığı –yani teoride zaten kral kendisi- sarayın eşyalarını 80. Oda’da görebilmemiz mümkün.  Ancak oraya kadar kim yürüyecek diyorsanız, birinci kattaki Popüler Kültür’e hibe edilmiş son eser çokta uzakta değil, 75m yürüyerek Morte della Virgine (Bakire’nin Ölümü) tablosuna varabiliriz. Roma’da bir kilisenin duvarlarına asılmak için istenen tablo, din adamları tarafından asılmaya layık görülmeyince İtalyan ressam Caravaggio’nun elinde kalan eserle tanışma  şansı yakalıyoruz. Eğer yürüyebilecek haliniz kaldıysa, -bir sanat tarihçisi de değilseniz- gönül rahatlığıyla üst kata çıkabilirsiniz.
Buradan sonra yola katırlarla devam edeceğiz. Birinci kattaki kalabalığa ikinci katta rastlanılmaz ve burada görece fazla “popüler” eser bulunmaz. Müzeye ordu misali giren Asyalı kafilesinden geriye kalan üç-beş sanatseverle gezmeye devam ediyoruz. Önümüzdeki durak Le Prêteur et sa femme (Tefeci ve Karısı). Quentin Massys’in hünerli ellerinden çıkan tablo, Hollanda’da dönemin sosyal-ekonomik durumunu niteler. Yorulan ayaklarınızı peşi sıra çekerek 38. Oda’ya ulaşabilmeyi başarırsanız Vermeer’in De Kantwerkster (Dantelci) tablosunu görme hakkı kazanmış olursunuz. 24×21 ebatındaki minik tablo, “Louvre Müzesi Popüler Eserler” turumuzun son durağını oluşturuyor. Hareket edebilecek gücü kendinizde hissediyorsanız hala –muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur- Département des Arts de l’Islam (İslam Eserleri Bölümü) koleksiyonuna göz atarak doğu-batı sanat anlayışını karşılaştırabilirsiniz. Son olarak; artık sizlerde üstüne basa basa “Louvre Müzesini gezdim” diyebilir, dost sohbetlerine “Mona Lisa dedikleri de küçücük bir şey” sözleriyle darbe vurabilir, müze içerisindeki hediyelik eşya dükkanlarından Mona Lisa resmi basılmış kırtasiye ürünlerini alma şerefine erişebilirsiniz.

Söylemeyi unuttuğum küçük bir şey daha; Mevcut yorgun halinizle müzenin çıkışını bulmanız biraz zor olabilir –girmesi ayrı dert, çıkması ayrı dert-. Umarım Ak Büyücü Gandalf’ın kartallarını çağırmışsınızdır…