EW6A0863

“Müzik tarihinin efsaneleri say” deseler,  ilk beşi arasında sayacağım isim Neil Young olur elbette. O efsaneyi, dün akşam kanlı canlı izleme şansı elde etmiş olmanın verdiği ayrıcalık ile başladım bu sabaha. Abartmıyorum; müzik sever birisi olarak onu canlı izlemek büyük ayrıcalıktır.

Konserden önce Büyük Ev Ablukada ve Teksaslı grup Midlake‘in sahne alacağını çok öncesinden öğrenmiştik. Özellikle Midlake’in line-up’a eklenmesi ile, küçük bir festival havası olacağı belliydi. Yağdı, yağacak bir hava eşliğinde konserin yapılacağı Küçük Çiftlik Park’a vardığımızda, Büyük Ev Ablukada sahnedeydi. Birkaç parçasını dinleyebildiğimiz grup sahneden indikten sonra, sahne ikinci grup Midlake için hazırlanmaya başladı. Geçen sene Salon İKSV’de gerçekleşen iki konserinin de biletleri ilk günden tükenen grubun canlı performansını merak etmiyor değildim elbette ama, ne yalan söyleyeyim, aklım Neil Young&Crayz Horse konserindeydi. 

Midlake, Neil Young&Crayz Horse konseri öncesi çok başarılı bir seçim olmuştu. Indie rock ve indie folk karışımı parçaları ile seyirciyi konser öncesi hazır hale getirdi. Geçtiğimiz Kasım ayında çıkardıkları “Antipon” isimli albümlerinden bolca parça çalan grup elbette en meşhur şarkıları  “Roscoe” ve “Head Home”u çalmadan da sahneden inmediler. 

2 (2)

Bu arada seyirciden bahsetmeden de geçmek istemiyorum. Hani 7’den 77′ ye derler ya, işte öyle bir kitle vardı dün akşam Küçük Çiftlik’te. Çocuklar, babalar, anneler ve hatta dedeler. Üç nesli birbirine bağlamış insan Neil Young! Ayrıca farklı ülkelerden de birçok yabancı seyirci vardı. Hem farklı kültürleri hem de farklı nesilleri ortak payda da toplayabilmek ne büyük başarıdır…

Gelelim Neil Young konserine. Yarım saat kadar sahnenin hazırlanmasını bekledik. O arada hava tekrar bozmaya başlamıştı. Yağmur hiç sorun değildi bizim için, çünkü yanımızda, kapıdan satın aldığımız(!) poşet yağmurluklarımız vardı. (Konser alanında bedava dağıtıldığını görünce onları da çantamıza atıp, çifte korumanın verdiği huzur ile konseri izledik.) Hoş onlar olmasa da, yağmuru çokta dert edecek ruh halinde değildik.

Derken, efsane sahneye çıktı. Konser öncesinde, daha önceki konserlerinde neler çaldığına baktığımız için, aşağı yukarı neler çalacağını tahmin ediyorduk zaten. “Biliyordun da neden gittin?” diyenler olmaz herhalde ama, eğer olursa diye “Bizim için önemli olan onu canlı izlemekti!” cevabını araya bir yere sıkıştırmak istiyorum. Kalpler gümbür gümbür, soluklar tutulmuş başladık konseri izlemeye, dinlemeye. Bu arada yağmur ve şimşekler hızlanmıştı. 1990 yılında çıkardığı albümü “Ragged Glory”den “Love and Only Love” ile konsere başladı konser. “Goin’ Home” ile iyice havaya girmeye başlamıştık. Hemen ardından gelen “Days That Used To Be” ile çığlık çığlığa şarkıya eşlik ediyor haldeydik. Şimşekler de sanki şova katılırcasına, sahnedekilerin ve seyircilerin enerjisini hissetmiş gibi, coştukça çoşuyor, adeta görsel bir şölen oluşturuyordu! Ne büyük keyifti yağmur alında Neil Young dinlemek… 

EW6A0901

Sahnede hala 20 yaşında delikanlılar vardı sanki! Yaptıklarından keyif aldıkları o kadar belliydi ki! İlk yedi şarkıda Crayz Horse ile birlikte seyirciyi coşturan Young, iki şarkı için sahnede yalnız kaldı. Seyirciyi,  Bob Dylan cover’ı “Blowin’ in the Wind” ve “Heart of Gold” ile adeta kendinden geçirdi. İki şarkılık aradan sonra sahneye dönen Crayz Horse ile birlikle “Powderfinger”, “Down by the River” ve “Rockin’in The Free World”ü çaldılar. Anlıyorduk ki, konser yavaş yavaş sona yaklaşıyordu. Bitmesin istedik, ondan dinlenecek sayısız şarkı vardı daha! 

Son konser setlistlerinde karşımıza çıkan yeni şarkısı “Who’s Gonna Stand Up and Save the World” ile bis yapan grup konseri bitirmiş oldu. Konser boyunca hiç konuşmadı Neil Young. Bir iki kelam eder mi diye beklemedim değil ama, olmadı. Gerçi konuşmasına gerek de yoktu aslında. Üzerinde EARTH (YERYÜZÜ) yazan tişörtüyle sahnede olması ve anlatmak istediklerini şarkıları ile net bir şekilde ortaya koyması, verdiği mesajları anlamamız için yeterliydi… 

EW6A0831