Pera mı, Beyoğlu mu?

Venedik Cumhuriyeti tarihinde Girit kökenli Gritti Ailesi’nden Andrea Gritti, ülkesinden yola çıkıp İstanbul’a ticaret yapmaya gelir. İstanbul’da zengin olan ve uzun süre burada yaşayan Gritti, ülkesine geri döndükten belli bir sonra Venedik Cumhuriyeti’nin başına geçer ve  Rönesans zamanında Venedik’i zirveye taşır. Gritti’nin İstanbul’da Rum asıllı İstanbullu bir kadından dört çocuğunun yanında bir de gayrimeşru bir çocuğu da dünyaya gelir. Aloisio Luigi isimli bu çocuk, baskılar yüzünden Venedik’te barınamaz ve İstanbul’a gelir. İstanbul’da babasının evi olan bugün Tophane’deki İtalyan Konsolosluğu’nun olduğu konutta yaşayan Luigi, ticaretten çok zengin olur ve “Bey’in Oğlu” diye anılır. Böylelikle bölgeye de Beyoğlu denmeye başlanır.

Pera ise, bugün Tarihi Yarımada olarak bilinen Sarayburnu’ndan Eyüp’e uzanan bölgede konuşlanan Bizans İmparatorluğu, hemen karşısında yer alan Ceneviz kolonisinin bulunduğu Galata Kulesi’nin yerleşim alanına Bizans Rumca’sında “karşı yaka”, “öteki  taraf”, “beri yer”, “diğer yaka”, anlamına gelen Pera derdi. Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar Pera denen bölge, gittikçe Beyoğlu  olarak anılmaya başlar; özellikle de 6-7 Eylül Olayları’ndan sonra. Bugünlerde, Pera söylemi eski yaşanmış kültürü Beyoğlu da yeni olanı temsil etmektedir.

Bir Tiyatro Mabedi, Bir İbadethane: “Ses Tiyatrosu”

Pera, Osmanlı zamanında Gayrimüslim azınlıkların, yabancı menşeli tüccarların, konsoloslukların yaşadığı bölgedir. Modanın, eğlence mekanlarının, ticaretin hüküm sürdürdüğü Pera, aynı zamanda da Osmanlı döneminde sanatın başkentidir. Bölge tiyatro binalarıyla da ayrıca ünlüdür. Bunlardan en önemli ikisi: Naum Tiyatrosu ve Cirque de Pera (Pera Sirki) olarak bilinen Ses Tiyatrosu’dur.

ses Tiyatrosu sahnesi

Ses Tiyatrosu’nun bulunduğu Halep Pasajı, Hıristiyan Arap Hacar Ailesi tarafından 1885 yılında yaptırılmıştır. Pasajın arka kısmında yer alan Cirque de Pera (Pera Sirki) yahut bilinen diğer adıyla “At Cambazhanesi” adlı alana, ahşap ustası Roman tarafından aynı zamanda  bir tiyatro sahnesi de yapılır. Ancak o zaman diliminde fazla tiyatro temsili yapılmaz Pera Sirki’nde. 1904 yılında pasajın yanmasının ardından, yeniden inşası sırasında Rum Mimar Campanaki tarafından tamamen bir tiyatro sahnesine dönüştürülen alan, “Ses Tiyatrosu” olarak anılmaya başlansa da, pasajın 1920’de Sürreyya (İlmen) Paşa tarafından satın alınmasından  ardından  tamamen bir tiyatro hüviyeti kazanır. Yıllar içinde Varyete Tiyatrosu, Fransız Tiyatrosu, Ses Sineması ve Tiyatrosu  adlarıyla faaliyet gösteren sahneyi Muhsin Ertuğrul’un “Edebi Tiyatro Heyeti” adlı topluluğu belli bir süre kullanır. 1942’den itibaren Ses Opereti  olarak isim değiştirir. Münir Özkul’un Aşk Köprüsü adlı oyunla ilk kez sahneye çıktığı yerdir Ses Opereti. Daha sonra Dormen Tiyatrosu olan sahne, altı yıl boyunca da Dormen’lerle birlikte Kent Oyuncuları  tarafından da kullanılır.

Gelenekli ve Çağdaş Bir Ustanın Elinde: “SES_1885 Ortaoyuncular Tiyatrosu”

14 Mart 1980’de Ferhan Şensoy  tarafından kurulan Ortaoyuncular, Harbiye’deki Yapı Üretim Merkezi’n deŞahları Da Vururlar oyunuyla serüvenine başlar. Tiyatro dünyasındaki  bu serüvenine belli bir süre Küçük Sahne’de devam  ettikten sonra 1989  yılından itibaren  Ses Operet’ini devralarak, sahneyi  Ortaoyunclar’ın yeni  ibadethanesi  kullanmaya başlanır ve sahnenin adı da “Ses_1885 Ortaoyuncular”  değiştirilir . Ve bu eşsiz sahne,  Ferhan Şensoy’un eşsiz oyunlarıyla yeniden yaşam bulur: Soyut Padişah, Yorgun Matadoru, Güle Güle Godot, Şu Gogol Delisi, Parasız Yaşamak Pahalı, Üç Kurşunluk Opera, Satılık Birinci El Ortaoyunu,  Felek Bir Gün Salakken, Haldun Taner Kabare, Çok Tuhaf Soruşturma, Fişne Pahçesu, Uzun Donlu Kişot, Kiralık Oyun, Beni Ben mi Delirttim, Boşgezen ve kalfası, Fername, Aşkımızın Son Durağı, 2019-Bilimsiz Kurgusal Güldürü, Ruhundan Tramvay  Geçen Adam, İşsizler Cennete Gider, Nasreddin Hoca ve Muhalif Eşeği, Masal Müfettişi ve tabiki hala oynanan Ferhangi Şeyler. 

Baba/Kız Değil, Usta/Çırak İlişkisi: “Müjgan Ferhan Şensoy ve Pera’daki Hayalet”

Hemen her sene, ailemin beni ilk kez tiyatro izlemeye götürdüğü yer ve ekip olan “Ses_1885 Ortaoyunculara oyun izlemeye giderim. Tiyatro mesleğini seçmeme,  tiyatro bilgime ve de tiyatro vizyonumun gelişmesine nedendir Ferhan Şensoy  ile “Ses_1885 Ortaoyuncular”. En son olarak yeniden Ferhangi Şeyler’i, yaklaşık 13 sene aradan sonra izlemeye geldiğimde, Ortaoyuncular‘ı yeni başlayacak oyunu “Pera’daki Hayalet”in bir sonraki hafta prömiyer yapacağını duydum ve prömiyer ertesi oyunu izlemeye gittim. Ancak bu sefer oyunun yazımında, yönetiminde ve rol dağılımında Ferhan Şensoy’un değil, Şensoy ve Derya Baykal’ın iki kızından biri olan Müjgan Ferhan Şensoy’un yazdığı, yönettiği ve de başrolü de üstlendiği bir çalışmayla karşı karşıyaydım.

ferhan şensoy

Oyun başlamadan evvel, bir “Ses_1885 Ortaoyuncular” klasiği olan, Ferhan Şensoy’un kendi ağzından yaptığı o meşhur, komik ve nükteli  “oyun başlama anonsu” bizi karşılar. Bu anons, aslında Ferhan Usta’nın, tiyatro anlayışının bir nevi göstergesidir de. Tiyatro’da Yabancılaştırma  olarak bilinen teknik, belki de dünyada, oyun dışında kullanılan ilk “oyun başlama anonsu yabancılaştırması”dır da. Burada Ferhan Usta, seyirciyi güldürürken, uyandırır da.

Oyun, tüm oyuncuların Osmanlı Tanzimat dönemi kıyafetleriyle sahneye çıkıp hemen akabinde günümüz moda kıyafetleriyle sahneyi terk ettikleri “Çok Bozuldu Beyoğlu” adlı şarkıyla girizgâh yapmakta. Şarkının adından ve de kostümlerinin hemen değişmesinden de anlaşılacağı üzere “nereden nerelere geldik” kritiğiyle seyircileri selamlıyor.

Zuhal Olcay ve onun temsil ettiği müzik, şarkıcılık ve sanat anlayışında ilerlemek isteyen başkahramanımız Nağme (Müjgan Ferhan Şensoy), bu uğurda yola koyulur. Beyoğlu’nda bir kafede tanıştığı Aybike (Derya Şensoy), Nağme’ye yardımcı olmak ister. Ancak Aybike, Nağme’nin tam tersi bir karakterdir. Aybike, oyunculuk ajanslarına kayıtlı, “şöhret” olma sevdasında bir kişidir. Bunda ötürü de sosyal medya araçlarının hemen hemen hepsini popülerizm yolunda kullanmaktadır. Nağme’ye kılavuz olan Aybike, kendi şöhret olma yolunu Nağme’ye de uygulamak ister ve onu bir aranjörle tanıştırır. Aranjörün, Nağme’nin sevdiği müzik ve şarkıcılık tarzı dışında popüler olan müziğin temsilcisi konumundadır.Aranjör, ancak ve ancak kendi yaptığı ve de ülkede hemen hemen herkes tarafından bilinen/anlaşılan müzik tarzında Nağme‘ye yardımcı olabilecektir. Böyle bir kariyer hedeflemeyen Nağme, Aybike’nin yoğun ısrarları sonucu ikna olur. Nağme için artık “şöhret olmak mı olmamak mı, bütün mesele bu” dur. Sevgilisiyle de yolları ayrılan Nağme’nin tüm etrafı değişir, yeni arkadaşların ve yabancı olduğu bir kültürün içinde bulur kendini. Bundan sonra Nağme’nin, “şöhret” olma yolunda  önlenemez yükselişine şahit oluruz: magazin haberlerinde gece kulüplerinde yeni sevgilileriyle basılmış, sosyal medyada takipçileri çoğalmış, sokakta yürüyemez olmuştur. Ancak, Nağme bundan mutlu değildir. O “ün/şöhret” olmak değil, nitelikli bir “şarkıcı/sanatçı” olmak istemiştir. Tıpkı örnek aldığı Zuhal Olcay ve onun temsil ettiği anlayış gibi. Ve sonunda Nağme, ün/şöhreti değil “şarkıcı/sanatçı” olmayı seçer, tüm bunlardan vazgeçip ve arzu ettiği yolda ilerlemeye koyulur.

Oyundaki tüm karakterler, dönemin popüler kültürünün  ayrı bir temsilcisidir: Aybike (Derya Şensoy) oyunculuk ajanslarından oyuncu olma sevdalısı gençleri; Nağme’nin annesi Sevda (Pınar Alsan) evde gün boyu televizyon izleyen, gündemden uzak kadınları; Taksi şoförü Ferdi (Eser Eyüboğlu), sosyal medya üzerinde yayınladığı videoları ve arabesk besteleriyle ünlenme sevdasında adamları; aranjör Çağrı (Sertaç Akkaya), Pop Müzik piyasasında basit sözler ve bestelerle kendine “besteci” diyen kişileri; Asya (İlksen Ökte) yazar olmak “entel” davranmaktan mı geçer düsturunu benimsemiş altyapısı olmayan sözde yazarları; Ahenk (Esra Kılıç) televizyonda kıyafet/tarz yarışmalarına katılan genç kızları; Yonca (Sahra Evre), gereksiz menajerleri temsil etmektedir. Oyunun tek gerçek, saf/duru olan karakterleri Nağme ve sevgilisi Cemil(Efe Tunçer) ve de oyunun bir nevi oyun içindeki eleştirmeni/doğrucusu kafede çalışan Şükrü’dür (Orçun Kaptan).

Müjgan Ferhan Şensoy, bu ilk oyunuyla harikulade tespitlerde bulunmuş. Gündemi, sokağı/dışarıyı, sokağınmüjgan Ferhan Şensoy argosu ve jargonunu, varolan sosyal iletişimi çok iyi gözlemlemiş: insanların cep telefonlarıyla sık sık “selfie” diye tabir edilen fotoğraflar çektirmelerini; sosyal medyada Facebook, Twitter, Instagram vb. İnternet sitelerinde suni bir gündem oluşturup, kendilerini bu sosyal medya araçlarına kaptırarak insanların hayatlarını ona göre şekillendirmelerini; kısa yoldan para kazanmak ve şöhret olmak isteyen insanların kendilerini bu uğruda heba etmelerini, yani kısaca popüler olan kültürün/popülizmin insanları/ülkeyi nasıl ele geçirdiğini, hangi değerleri nasıl kaybettiğimizi, niteliği tekrar kazanmak adına neleri nasıl muhafaza etmemiz gerektiğini, Pera/Beyoğlu karşıtlığını oyunun odağına koyarak mizahi bir dille kritik edip kaleme almış, tıpkı ustası Ferhan Şensoy gibi. Ferhan Hoca da geçmişte ve günümüzde yaptığı çalışmalarda, yaşadığı çağı ve gündemi hiç çekinmeden ve oldukça yüksek bir perden eleştirmekten çekinmemiştir. Ferhan Şensoy’un  2001 yılında Sahibinden Satılık Birinci El Ortaoyunu ve de geçen sezon Masal Müfettişi oyunuyla usta/çırak ilişkisini sahnede sürdüren Müjgan Ferhan Şensoy, Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun usta/çırak geleneğinden oldukça iyi fayda sağlamış.

Oyunun yönetiminde de metin itibariyle açık biçim anlayışını sürdürmüş Müjgan Ferhan Şensoy. Bunu yaparken de, ona her biri birbirinden yetenekli, oyuna hizmet eden meslektaşlarım da kendisine oldukça yardımcı olmuş. Ama özellikle içlerinden birine ayrıca değinmek isterim: Taksi Şoförü Ferdi karakterinde ter döken Eser Eyuboğlu. Kendisini daha önce Talimhane Tiyatrosu’nda “Seni Seviyorum, Mükemmelimsin, Şimdi Değiş” adlı oyunda izlemiş ve oldukça da başarılı bulmuştum. Sevgili meslektaşım,bu oyunda da karakterini çok iyi analiz etmiş. Sahnedeki esnekliği, tartımları, dengeli ve abartıya kaçmadan sergilediği komedi oyunculuğu ve vokal becerisi sayesinde de oyunun komedi ve müzikal türüne oldukça fazla hizmet etmekte. Oyunun yönetmen yardımcılığı ve dekor tasarımı da bir başka çırak Derya Şensoy’a ait. Açık biçim sahnelemeye hizmet eden bir dekor tasarımını benimsemiş. Oyunun şarkı sözlerinin bir çoğunda da katkısı var Derya Şensoy‘un. Oyundaki hemen hemen tüm şarkılarının bestesi Murat Güneş’e ait. Ancak, oyun içinde usta Ferhan Şensoy’un yazıp bestelediği “Benim Karadeniz’de Batacak Gemim Mi Var” ile yine sözleri kendisine bestesi İlhan Şeşen’e ait “Yıldızlar da İsterim” adlı iki şarkı da selam veriyor seyirciye. Bir de sözleri  Derya Şensoy’a bestesi Müjgan Ferhan Şensoy’a ait “Karanlık Adamlar Şarkısı” adlı şarkı mevcut. Oyunun Müzik Direktörü Cem Öğet, canlı olarak var olan orkestrayı oldukça başarılı bir şekilde yönetmekte; elbette çalan müzisyenleri anmadan geçmek olmaz: davulda Muzaffer Kalyoncu, klarnette Ramazan Sesler -bir  Ortaoyuncular efsanesi klarnet ustası Selim Sesler’in oğlu da babayı yad ediyor, geleneği bozmuyor o da-, gitarda Aytek Can, bassda Emre Türkmen. Oyunun süpervizörü Mert Baykal. Kostümler Özlem Çakır’a ait ve her bir karakterin temsil ettiği kostümü oldukça iyi düşünmüş; asistanı Ayşenur Ünlü’ye de ayrıca emekleri için teşekkürler. Işık Hüseyin Ulaş’a ve asistanı Anıl Nişancalı’ya ait. Ve sahne arkası aktörleri teknisyenler: Erdinç Işıldak, Suat Tepe, Murat Saraçoğulları, Serhat Kırca. Oyunda emeği geçen herkesi tek tek anmak istedim. Herkes bu güzel oyuna katkı sağlamış.

peradaki hayalet afiş1Son olarak Müjgan Ferhan Şensoy’a hoş geldin derken, aynı zamanda bir kadın tiyatro yazarına da merhaba diyorum. Ustası Ferhan Şensoy’dan aldığı bu bayrağı yılmadan taşımasını, bu eşsiz sahneyi ve ekibi, yani “Ses_1885 Ortaoyuncular”ı yaşamının sonuna kadar muhafaza etmesini rica ediyorum.  Bu sahnede oynamış tüm ustaların ve tiyatro ekiplerinin; Kel Hasan Efendi’den İsmail Dümbüllüye ondan da Münir Özkula, Münir Özkul’dan da Ferhan Şensoy’a gelen “Kavuk“un, temsil ettiği tiyatro kültürünü/tiyatro adabını çağdaş bir anlayışla sürdürmesini ve kendisini her geçen yılda daha da geliştirmesini diliyorum.

Ve biz sanat severlere de düşen, bu tarihi mabedi yaşar kılmak. Bir Emek’in, bir AKM’nin başına gelenlerin, Ses Tiyatrosu’na da başına gelmemesi için bu eşsiz sahneyi doldurmak, canlı tutmaktır.

Sevgili Ferhan Usta, 35. yılını kutladığımız “Ortaoyuncular“ın, 130. yılında yaşar kıldığın Ses’in, sesi çıkmaya devam edecek; Pera’da bir hayalet olmayacak. Çünkü, ardında bıraktığın izleri çok iyi görüp, takip eden harika çırakların var.