18792522.jpg-r_640_600-b_1_D6D6D6-f_jpg-q_x-xxyxx

İngmar Bergman’ın Persona filmi bir çok sinefile ve film eleştirmenine göre sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri ve sinema sanatı için bir mihenk taşıdır; Alfred Hitchcock’a göre ise gelmiş geçmiş en iyi film unvanına layık görülmüştür. 1966 yılında çekilen bu siyah-beyaz film, yalın ama psikolojik olarak derin ve incelikli katmanlara sahiptir. İsterseniz kendisinden sonra gelen bir çok filme esin kaynağı olmuş, Avrupa sinemasına yön vermiş Persona’yı inceleyelim.

İsveç’in en önemli kadın tiyatro oyuncularından biri olan Elisabet Vogler, Elektra adlı piyesi sırasında aniden susar. Tüm izleyiciler ve sanatçılar şaşkına dönerler ve olaya mantıklı bir açıklama getiremezler; Elisabeth’de suskunluğuna devam etmektedir. Hastaneye yatırılan güzeller güzeli oyuncu gözetim altına alınır. Fakat oyuncunun problemi ne fiziksel ne ruhsal değil, Elisabeth susmayı seçmiştir. Hastahane yönetimi soruna bir çözüm getiremeyince, Elisabeth’i genç hemşire Alma ile birlikte Elisabeth’in yazlığına gönderir. Belki de huzurlu bir ortamın iyi geleceğini ve konuşmaya tekrar başlayacağını düşünmektedirler.

Filmin hastanede geçen ilk kısmında karakterler tanıtılır ve karakterlerin iç dünyalarına az da olsa bakmamızı sağlayan kapı aralanır. Filmin yazlıkta geçen ikinci kısmı Elisabet ve Alma arasında psikolojik bir savaşa dönüşecek ve iki kişilik bir oyun sergilenecektir. İyi niyetli ama az tecrübeli hemşire Alma ilk zamanlarda Elizabeth’e çok anlayışlı davranır, sürekli konuşmaya dilini açmaya çalışsa da zaman geçtikçe işin rengi değişmeye başlar. Elisabet’in dinmek bilmeyen suskunluğu Alma’yı çileden çıkarmaya başlar ve Alma hayatının en ince detaylarını, yüz kızartıcı gerçeklerini Elisabet’e anlatmaya başlar. Alma, Elisabet’in baskın benliği altında birey olarak yok olma tehlikesi altında; kendi ile Elisabet arasında bulduğu benzerlikler onu korkutmaktadır.

Bu noktada filmi anlamamıza en çok yarayan nesne persona, yani filmin ismidir. Persona’nın iki anlamı vardır. Birincisi antik yunan tiyatro oyunlarında oyuncuların kullandığı maskeler; ikincisi Jung tarafından ortaya atılan bireyin günlük ihtiyaçlarına ilişkin tavrı olarak tanımlanır. Her birimiz günlük yaşamımızda başkalarının görmesine izin verdiğimiz bir kişilik maskesi olarak personayı kullanırız. Toplum tarafından farklı görünmemek ve dışlanmamak için oluşturduğumuz psikolojik bir savunma biçimidir.Persona-2

Bazı durumlarda birey taktığı personanın aslında kendisi olduğu sanır ve öz kişiliği kaybolma noktasına gelir. Elisabet’de bu durumla karşı karşıyadır. İsveç’in en ünlü tiyatro oyuncusudur, kendini magazinden ve basından korumak için uzun süredir taktığı bir personası vardır. Persona’nın bittiği yer ile kişiliğinin başladığı yeri karıştıran Elisabeth, aslında hiç istemese de toplum tarafından tek eksiği çoçuk görüldüğü için çocuk sahibi olur. Kişiliğini tamamen kaybetme noktasına geldiğini fark eden Elisabet susar. Susunca oyunculuk yapamayacak, yalanlar içinde yaşamak zorunda kalmayacaktır; dış dünyaya karşı kendince bir savunma oluşturur.

Alma’da dışarıdan çok mutlu, evlenmeye hazırlanan genç bir kadın olarak görünse de; yasak bir ilişki yaşamış, bu ilişkiden hamile kalmış ve istemese de çocuğunu aldırmak zorunda kalmıştır. Alma’da ahlaklı ve erdemli hemşire rolünün aslında kendi kişiliği mi yoksa oluşturduğu personası mı olduğunu ayırt edememekte; geçmişinde yaşadığı olaylar, şu an oluşturduğu kişiliğine çok ters düşmekte ve bu karmaşa tabiri caizse onu uçurumun kenarına sürüklemektedir.

Yazlıkta geçirilen zaman boyunca; Alma kendisinden üstün olarak gördüğü ünlü oyuncu Elisabet’in üstün egosu tarafından baskılanmakta ve kişilik bölünmesi geçirmektedir. Her ne kadar tüm acı kötü gerçekleri Elisabet’in yüzüne vursa da, olmak istediği kişinin Elisabeth olduğuna da inanmakta ve kendisinin Elisabet olarak gördüğü rüyada, yönetmen bunu seyirciye hissettirmektedir. Yönetmen yazlıkta geçen son sahnede iki karakterin yüzlerini birleştirir ve iki kadının birbirlerini tamamladığını hissettirmektedir.

Bergman’ın neredeyse bütün filmleri kendinden parçalar sunmaktadır. Persona’da en ince ayrıntısına kadar işlenen psikolojik hastalık, Bergman’ın küçükken geçirdiği hastalıklara gönderme içermektedir. Filmin başında ve sonunda gördüğümüz huzursuz çocuk da Bergman’ın istenmeyen bir çocuk olarak dünyaya gelmesine bir atıftır.