Rampa Sanat Galerisi 4 Haziran’da biri kişisel biri karma olmak üzere iki sergiye birden ev sahipliği yaptı. 

 

Selma Gürbüz / Saydam Hayaller / 04.06.2014 – 12.07.2014

10321161_671366339565319_7790335114144015_o

Selma Gürbüz, 4 Haziran – 12 Temmuz tarihleri arasında Rampa’da yer alacak kişisel sergisi “Saydam Hayaller” ile izleyicilerle buluşuyor. Gürbüz’ün 2014 yılında gerçekleştirdiği fotoğraf ve ışıklı kutuları biraraya getiren sergi, sanatçının özellikle son dönem tuvallerinde işlediği ağ benzeri doğa manzaralarının izini farklı mecralarda sürüyor.

Rampa’nın cadde seviyesinde yer alan mekanında yer alacak olan sergide, Gürbüz’ün Hindistan’a yaptığı seyahatlerde çektiği fotoğraflardan üretilmiş yeni eserler yer alıyor. Sanatçının seyahatini belgelemek amacıyla çekmeye başladığı bu fotoğrafların giderek daha soyut bir yön kazanmaya başladığı noktada bu serginin de ilk fikirleri ortaya çıkmış. Gürbüz, çok sık dokulu ve uzun boylu tropikal ağaçlarla dolu el değmemiş bir orman içinde yaşadığı kaybolma hissini; doğanın içinde ve doğanın bir parçası olma halini koruyarak, kendisinin müdahalesinin olmadığı fotoğraflarında yansıtıyor.

Gürbüz’ün fotoğraflarındaki, ağ misali etrafı saran dallar, sarmaşıklar ve bu vahşi doğanın gölgeleri, izleyiciyi sanatçının kendine özgü gizemli ve büyülü dünyasına taşıyor. Formal olarak sanatçının kağıt üzerine mürekkep kullanarak ürettiği titiz desenlerin yoğunluğunu andıran bu yeni işler aynı zamanda Gürbüz’ün masalsı hayvan ve insan figürlerini de çağrıştırıyor.

 

Burnumuzun Ucunda Duran Gizli Bir Dünya / 04.06.2014 – 12.07.2014

10371987_669697319732221_54496260690161852_n

Rampa’nın ilk grup sergisi burnumuzun ucunda duran gizli bir dünya, Etel Adnan, Hüseyin Bahri Alptekin, Francis Alÿs, Otto Berchem, Attila Csörgő, Ergin Çavuşoğlu, Cengiz Çekil, Nilbar Güreş, Berat Işık, Çağdaş Kahriman, Yasemin Özcan, Funda Özgünaydın, İz Öztat & Zişan, Kiki Smith ve Ali Taptık’ın eserlerini bir araya getiriyor.

Eş-küratörlüğünü Lara Fresko ve Esra Sarıgedik Öktem’in yaptığı sergi, ismini ve çıkış noktasını Noah Baumbach’ın 2012 tarihli filmi Frances Ha’dan alıyor. Filmin serginin girişinde alıntılanan sahnesinde Frances, çakırkeyifliğin verdiği hararetle konuşurken, aşkın olası dönüştürücü potansiyeline ve dolaysız iletişimin mümkün ve görünür kılındığı mucizevi bir ana işaret eder. Kalabalık arasında bir anlık bakışmanın burnumuzun ucundaki gizli bir dünyayı görünür kılmasından bahsedilen sahne, aynı zamanda bu anın uçuculuğunun bir performansıdır. İnsan ilişkilerinin ve toplumsal hareketlerin başka olasılıkları tahayyül etme potansiyeline odaklanan sergide, farklı nesillerden ve coğrafyalardan sanatçıların çalışmaları yer alıyor. 

Serginin merkezini oluşturan üç iş, haritalar üzerinden anlatılan hikayelerle, yolculuk, sınır aşmak, iletişim ve dayanışmanın; ütopik ve distopik alternatiflerini kurguluyor. Francis Alÿs’in Döngü / The Loop (1997) adlı işi, Tijuana’dan San Diego’ya, Meksika – ABD sınırını geçmeden varmak üzere beklenmedik bir yol izliyor. Hüseyin Bahri Alptekin’in diptik işi Karadeniz Haritası / İnatçı Kereban (1999), benzer bir güdüyle Jules Verne’in inatçı tütün tüccarının Boğaz’ı geçmeden İstanbul’un Asya yakasına geçebilmek için Karadeniz’in çevresinden dolaştığı yolculuğu takip ediyor. Sanatçının, Türkiye ve Türkiye’nin kuzey komşuları arasında güncel sanat alanında bir haberleşme ağı kurmayı amaçlayan Sea Elephant Travel Agency projesinin bir taslağı olan bu iş, alternatif yollar tasavvur ettiği kadar dayanışma örgütlemeyi de öngörüyor. 19. yüzyılın sonunda yaşamış avangard bir sanatçı olan Zişan ile İz Öztat’ın nesiller arası işbirliği, Cezire-i Cennet/Cinnet (1915-1917) adlı haritadan yola çıkıyor. Zişan’ın, şekli Osmanlı yazısında hem Cennet hem Cinnet olarak okunabilen üç harften oluşan bir ada haritası, İz Öztat’ı Tuna Nehri üzerinde kaybolan Adakale’den geçen bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yolculuk bir yayın ve Bir Ada Teşkil Etmek (2014) adlı video işinde vücut buluyor.

Serginin mekan ve zemin ile ilgili izleği, Etel Adnan’ın manzara resmini çağrıştıran İsimsiz (Beyrut) #077 ve İsimsiz (Beyrut) #132 isimli iki soyut çalışmasında biçimsel; Ergin Çavuşoğlu’nun Place Serisi’inde ise dilsel olarak ele alınıyor. Attilla Csörgő’nun, Daireyi Karelemek / Squaring the Circle (2012) adlı eskizleri Mimar Sinan’ın umumî ve ilahî alanlar inşa ederken kullanmaya düşkün olduğu metodu, karenin üstüne oturtulan daireleri çağrıştıran geometrik çalışmalardan oluşuyor.

Otto Berchem, arşivlerden derlediği protesto yürüyüşlerinin fotoğraflarındaki pankartları ve sloganları renklerle soyutlayarak, toplumsal hareketleri önceleyen bahar ayini direğinde bir araya getiriyor.

Cengiz Çekil’in, Yazısız (1977) serisinden bir gazete kolajı, yirminci yüzyılın en popüler iletişim araçlarından birini, en yalın haline indirgiyor, söze olan güvenin kayboluşuyla, görüntü üzerinden yapılacak alternatif okumalara alan açarken, görüntünün de güvenirliğini sorguluyor. Yasemin Özcan’ın 1997 tarihli yerleştirmesi Pembe Dizi Özetleri’nin yeniden üretimi, bilinçaltımıza işlemiş sesiyle yakın geçmişimizin bir yadigarı. Özcan’ın metne 1997 yılında yaptığı, zamanının sosyo-politik gündemini yansıtan müdaheleleri, tarihi bağlamımıza yeniden bakarak tekerrür ve değişim hakkında düşündürüyor.

Sergi, Frances’ın hayal ettiği anlık karşılaşmaları, coğrafya, tarih ve popüler medyanın yanısıra gündelik ve fantastik doğa tahayyüllerinde de arıyor. Ali Taptık’ın kent florasını resmeden fotoğrafları, yürürken şehir manzarasının ince detaylarını belgeleme pratiğinden doğuyor. Şehrin farklı yerlerine serpiştirilmiş çeşitli saksı bitkilerinin etüdünün yankıları Çağdaş Kahriman’ın Fenêtre sur cour isimli, bir şehir ağacına ağıdında duyulabiliyor. Berat Işık’ın ayrı ayrı ürettiği ama bu sergide birarada gösterilen video ikilisi Kelebek Etkisi (2012) ve Düşüş (2013), insan sesinin kaynağı olan nefesin dönüştürücü potansiyelini inceliyor. Kelebek Etkisi’nde tutulan nefesin verilişiyle, Düşüş’te içine gaz hapsedilen balonların göğe salınışı bu potansiyeli resmediyor.

Kiki Smith’in Her Yer / Everywhere (2010) serisinden hayvan çizimleri, sadece hayvanların algısının ulaşılabildiği, insanlara kapalı bir dünyaya bakıyor. Funda Özgünaydın’ın insan-hayvan kolajları, türlerin melezleşmesiyle dünyayı paylaştığımız varlıkların algı yelpazesine göz atabilmeyi hedefliyor. Nilbar Güreş’in Örümcek Kadın; Anne (2006) isimli eseri, ağının dışındakilerin göremediği dingin ve beklenmedik bir kuvvet barındırarak bir köşeden tekinsizce sarkıyor.

Sergi, burnumuzun ucunda duran farklı dünyaları görebildiğimiz; ilişkilerimizin, algımızı büktüğü, açtığı, değiştirdiği anları yakalayan, yeniden düşünen veya hatırlayan işleri bir araya getiriyor. 2010’lu yıllara izini bırakacak, toplumsal süreçlere müdahil olma halini, tarihe, coğrafyaya, mimariye, doğaya yeniden bakarak selamlıyor.

RAMPA İSTANBUL

Şair Nedim Caddesi No: 21a
Akaretler 34357 Beşiktaş
İstanbul / Türkiye

T (+90) 212 3270800
F (+90) 212 3270801

info@rampaistanbul.com

Açılış Saatleri

Salı – Cumartesi, 11:00 ile 19:00 saatleri arasında açıktır
Pazartesi randevu ile.

Kaynak : www.rampaistanbul.com.tr