Dünya üzerinde bir cennetten bahsedersek eğer burası çoğu insana göre, Avrupa’nın kuzeyinde dünyanın geri kalanından kendisini izole etmiş bir ülke olan İzlanda‘dır. Britanyanın kuzeybatısında yer alan bu küçük ada ülkesinin atmosferi tüm dünya kültürünü bir şekilde etkiledi. Bazılarını Instagram da ki Nordik Simit hesabıyla, bazılarını da müzik kültürüyle.

Sigur Rós, İzlanda’daki her evden biraz biraz topladığı huzuru size sunuyor. Grubu ilk dinlediğimde aldığım tatmin duygusu, başka başka efsane grupları ilk dinlediğimdeki tatmin duygusunun çok daha ötesindeydi. Sadece bana özelmişcesineydi şarkılar. Sözlerini anlamıyordum hatta bir şey söylediğinden bile emin değildim. Ancak içime bin bir farklı duygu dolduruyordu. Sigur Rós’u anlatırken söylenecek yegâne şey bu, daha önce dinlediğin hiçbir şey böyle hissettirmedi.

pages_gallery_slides_7781320ada336f420a8fdaece391bad3_20130110043103_large

Sigur Rós, Jonsi, Georg Holm ve Orri Páll Dýrason’dan oluşuyor ve minimalist-ambient-post-rock karması diyebileceğimiz bir türde müzik icra ediyor. Şu zamana kadar 8 albüm yayınladılar. Saf ambient türünde çıkardıkları ilk albümleri Von’dan sonra, asıl patlamayı 1999 yılındaki Ágætis Byrjun albümüyle yaptılar. Bu albümden sonra Radiohead’in alt grubu olarak turladılar ve tüm dünya bu İzlandalı, garip müzik yapan insanları tanımaya başladı.

Grubun ikinci albümü olan Ágætis byrjun, kusursuz bir albüm. 10 adet, insanın ruhunu paramparça eden şarkı ihtiva ediyor. Albümü ilk dinlediğimde kanımın tüm damarlarımdan çekildiğini ve ölüme dair ne varsa hissettiğimi hatırlıyorum. Şarkıların tamamı farklı kanallardan gelen yakıcı brass melodileri içeriyor. Devamında sisli bir yoldan geçen araba gibi Jonsi’nin vokali üzerinize geliyor. Davulun ritmleri adım adım hızlanmaya başlıyor. Doruk noktasına geldiğini hissediyorsunuz ama aniden her şey duruyor. Ve her şey parçalanmaya başlıyor. Orri davulunu, Jonsi ses tellerini ve gitarına sürttüğü yayı parçalıyor. Beyninizdeki tüm mutlu anlar birer birer yok oluyor. Sizi tamamen karanlığa çekiyor ancak o kadar kusursuz ki direnmiyorsunuz. Sıradaki şarkı başlıyor. Biraz önce hissettiğiniz şeyleri unutun. Piyanoda yanlış nota yoktur lafını doğrularcasına akıp giden piyanoya eşlik eden zil yoğunluklu sakin davulları düşünün. Bebeğinize uyusun diye masal anlattığınız ses tonunuzu da ekleyin buna. Evet, dünya üzerindeki en huzurlu sesler yığınını dinliyorsunuz. Bir albüm bu anlattıklarını nasıl yapabilir diyebilirsiniz ama Sigur Rós bunları yapabiliyor.

sigurscan

Bu albümden sonra 2002 yılında isimsiz bir albüm çıkardılar. İlk yayınlandığında albümdeki hiçbir şarkının adı yoktu. Şarkılar ise Hopelandic adı verilen İzlandaca’ya benzer seslerden oluşan yapay bir dilde söyleniyordu. Albümün kartonetinde bomboş sayfalar içeren bir not defteri vardı. Grup her dinleyici şarkıları dinlediğinde ne hissettiyse onu bu deftere yazmasını istemişti. Yazının girişinde bahsetmiştim. Bu hiçbir şey anlamadığın ama binlerce şeyi hissettiğin bir müzik, daha önce böyle bir şey dinlemedin. Albümün ilk şarkısının (daha sonra Vaka olarak adlandırıldı.) Heima kaydında, grup üyeleri bir yanardağ yakınlarında, sonu gözükmeyen bir yeşilliğin ortasında elektronik alet kullanmadan akustik bir performans sergiliyorlar. Tane tane piyano dokunuşlarıyla doğaya saygı duruşu niteliğinde huzur dolu bir ağıt. Aynı anda çalan müziği duyan bir köpek geliyor uzaklardan. Piyanonun yanına yatıyor ve bu muhteşemliğe eşlik ediyor.

Adsız

Albümdeki son şarkı Popplagið. Tüm konserlerin kapanış şarkısı. 11 dakika. İlk altı dakikası çok davetkâr bir havada ilerliyor ve bir şeylerin geleceğini hissediyorsunuz. Altıncı dakikadan itibaren davul kontrolü ele alıyor. Kasvet yığınına girmeye başlıyorsunuz ve bir yakarış yükselmeye başlıyor. Sonuna geldiğinizde davulun solo performansı sizi bir uçurumun kenarına getirip bırakıyor. Şarkı bittiğinde ise daha önce böyle bir deneyim yaşamadığınızı fark etmeniz uzun sürmüyor.

sigur_ros_live_the_lawn_indianapolis_2013-09

2005 yılına geldiğimizde grup Takk…(İzlandaca ‘Teşekkürler’ anlamında.) albümünü yayınladı. Diğer albümlerdeki ambient havası yerini post-rock sounduna bıraktı. Albümde ki Hoppípolla’nın grup için çok farklı bir yeri var. Hoppípolla yayınlanır yayınlanmaz çok ilgi gördü. Klibi çok etkileyiciydi ve o kadar beğenildi ki çıkarılması planlanan diğer singlelar ertelendi. Şarkı BBC belgesellerinde, türlü futbol turnuvalarında, Wimbledon finalinde ve Formula 1 yarışlarında kullanıldı. Ancak bu kadar önemli olmasını sağlayan şey Hoppipolla’nın çok eğlenceli bir şarkı olması. Sigur Ros’tan beklenmeyen bir eğlence.

[vimeo 3986821 w=640 h=484]

Takk albümünden sonra grup dünya turuna çıktı. Bu konserlerden sonra evlerini özleyen grup üyeleri İzlandaya dönüp habersiz bir dizi konser düzenledi. Tüm ülkeyi gizlice turlayan grup sevdiklerine ve ailelerine bunu yapmak zorunda hissetmişlerdi. Bu konserler Heima (İzlandaca ‘Evde’ anlamında) ismiyle documentary olarak yayınlandı. Bu kayıt için hem ufak şehirlerdeki o güzel insanlara samimi konserler verdiler hem de İzlanda’nın mükemmel coğrafyasından kesitler sundular. Her şehirden sanatçıları da bu konserlere dâhil edip, insanlara salonlarında unutamayacakları bir deneyim yaşattılar. Heima bizim kuşağın Live at Pompeii’si.

sigur-ros

2008 yılında grup Með suð í eyrum við spilum endalaust isimli albümü yayınladı. Albümde yaylıların yeri azaltılmış gitar daha fazla ön plana çıkmıştı. Diğer Sigur Rós albümlerinden daha ‘pop’ bir sounda sahip albüm. Albümdeki şarkılar yine İzlandaca ve Hopelandic dilinde ancak bir istisna var. All Alright grubun ilk İngilizce şarkısı. Biraz fazla basit liriklere sahip olsa da âşık birinin dilinden yazılmış ve çok dokunaklı. Yine her zaman ki gibi bu albümdeki parçalar da bilmem kaç yüz tane film-dizi-reklamda kullanıldı. Sigur Rós’un hayatın arka planında çalması isteyeceğiniz onlarca şarkısı var ve yapımcılar da bunu bildiklerinden çok fazla kullanıyorlar.

Thom Yorke, Jonsi için Asla onun gibi şarkı söyleyemeyeceğimi bilmek beni çok üzüyor.’ Demişti. Grubun bu albüm sonrası çıktıkları dünya turunun son konserinde henüz ikinci parçalarını icra ederken, Jonsi mikrofonunu patlatmıştı. Thom Yorke’a hak vermemek elde değil açıkçası.

Bu albümden sonra Jonsi kendi solo albümü macerasına atıldı. Sevgilisi Alex ile birlikte 2010 yılında Go albümünü yayınladı. Go biraz sinematik ancak çok kişisel bir albüm. Biçim olarak Sigur Rós albümleri kadar kompleks olmasa da, duygusal açıdan daha çok seviyorum ve yakın buluyorum kendime. Bu albümden Tornado, sosyal medyayla hayatı mahvolan insanları anlatan Disconnect filminde çok önemli bir yerde kullanılmıştı

2011 yılında herkes yeni albüm haberi beklerken grup yine bir konser filmiyle çıkageldi. Vincent Morisset’in yönettiği Inni biçim olarak çok deneyseldi. Film siyah-beyaz renk skalasına ve biraz da garip çekim tekniklerine sahip. Zaten deneysellik Sigur Rós için bir takıntı. Kveikur’un lansman konserinde her grup üyesinin önüne 360 dereceli kamera koyup konseri multi-cam olarak yayınlamışlardı. Son olarak bu aybaşında konser turu için gittikleri yolları 24 saat boyunca Youtube üzerinden yayınladılar. Óveður isimli yeni kayıtlarını da ilk defa bu canlı yayın sırasında dinledik.

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=AyK7d8ENePY&w=560&h=315]

Með suð í eyrum við spilum endalaust albümünün üzerinden 4 sene geçtiğinde yeni albüm Valtari’nin haberini verdi grup. Önce Ekki Mukk yayınlandı. Með suð í eyrum við spilum endalaust albümünün ‘softluğundan’ hoşlanmayan fanlar için mükemmel bir geri dönüştü Ekki Mukk. Valtari ilk albümlerdeki duygu yoğunluğuyla Með suð í eyrum við spilum endalaust albümündeki soft-deneyselliğin mükemmel bir karışımıydı. Çok beğenildi. Grup albümdeki her şarkı için farklı yönetmenlerden kısıtlı bir bütçe ile kısa film çekmelerini istedi. The Valtari Mystery Film Experiment isimli proje için çekilen kısa filmlerin hepsi ayrı ayrı sanat harikası. Özellikle Varúð şarkısı için çekilen 3 kısa filmin hepsi muazzam. Diğer albümlere nazaran daha mekanik bir sounda sahip Valtari. Klavye kullanımındaki echolardan ve koronun baskınlığından dolayı şarkıların hepsi epik bir havada ilerliyor. Aynı şekilde davuldaki Orri Pall, baskın olduğu şarkılarda epikliği uçsuz bucaksız yerlere götürüyor.

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=TCDGlGK2aaQ&w=560&h=315]

Ancak albümün tek üzücü yanı, grubun 4 kişiyle yaptıkları son albüm olması. Türlü türlü unorthodox aletleri çalıp gruba kendine özgü müzikal kimliğini kazanmasını sağlayan üyesi Kjartan Sveinsson, Valtari sonrası gruptan ayrıldı. Yola 3 kişi devam etmeye karar veren grup 2013 yılında şimdilik son albümleri olan Kveikur’u yayınladı.

Kveikur’un soundu alışıp sevdiğimiz Sigur Rós’tan çok farklı. Çok endüstriyel, fazla gürültülü ve maalesef az hüzünlü. Benim Sigur Rós’a olan tapınma derecesindeki sevgimin tüm kaynağı, bütün şarkıların öyle veya böyle bir şekilde, huzur ve hüzün içermesiydi. Bu albümde bunlara dair hiç bir şey yok. Hep aynı şarkıları yapmaktan sıkılmakta belki haklılar ama sanırım dinleyici olarak ben de haklıyım. Her yağmur yağdığında penceremi sonuna kadar açıp Sigur Rós dinliyorum ancak Kveikur’a elim hiç gitmiyor.

Sigur_Rós_2013

Grup belki de en fazla üne tüm dünyanın izlediği Game of Thrones dizisi ile kavuştu. Kral Joffrey’nin düğün sahnesinde çalgıcı ekibi olarak Rains of Castemere şarkısına çok efsane bir yorum kattılar.

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=w3QW8PVyyNM&w=560&h=315]

Sigur Rós hayatıma çok fazla etki etti. Bir grubun, anlamsız sözlerden şarkılar yapan bir grubun bunu başarabilmesi belki de inanması çok zor bir durum. Ancak bu güzel insanları ilk dinlemeye başladığım günden bu yana hissettiğim şeyleri başkalarına anlatabilmeyi çok istemiştim. Umarım başarabilmişimdir…