Bazı filmler ‘Bir film izledim hayatım değişti.’ dedirtir. Bazı filmlerse ‘Ben demin ne izledim yahu?’ dedirtir. The Fountain ikinci kategorideki filmlerden. Bu tarz filmlerde anlatılmak istenenler apaçık bir şekilde sunulmamıştır. Tüm anlatılanlara vakıf olabilmek için emek sarf etmek gerekir. Ben bu emeği filmi tekrar tekrar izleyerek gösterdim. Size de aynı şeyi tavsiye ederim. Çünkü film bunu hak ediyor ve evet Darren Aronofsky çok fazla şey anlatıyor.

the-fountain-original

Yönetmen senaryosunu da kendi yazdığı filmde birbirine paralel zamanlar da geçen birden fazla hikâye anlatıyor.

Günümüzde geçen hikâyede bilim adamı olan Tommy’nin (Hugh Jackman) karısı Izzy (Rachel Weisz) kanserdir. Tommy karısının kurtulması için deneyler yaparak kanseri durduracak bir ilaç keşfetmeye çalışmaktadır. Geçmişte geçen hikâye de ise Izzy’nin yazdığı ve sonunu Tommy’den getirmesini istediği bir kitap anlatılıyor. Kitap, 16. Yüzyılda İspanya kraliçesi olan Isabella’nın ülkesini engizisyon felaketinden kurtarmak için komutanı Tomas’ı Maya efsanesi Hayat Ağacını bulmakla görevlendirmesini anlatıyor. Filmin lineer olmayan zamanda geçen son hikâyesi ise Tommy’nin yine bir Maya efsanesinde anlatılan ölüler diyarı Xibalba’ya ulaşıp tekrar karısı ile buluşmaları için yaptıkları yolculuğu anlatıyor.

Film gücünü çok yoğun sembolizmden alıyor. Bunu çoğunlukla gelecekteki lineer olmayan uzay yolculuğu tandanslı geçen hikâye ile yapıyor. Burada Tommy ve bir ağaç var. Bir hale içerisinde yıldızlara doğru ilerleyen Tommy sürekli meditasyon yapıyor ve ağaçtan parçalar yiyor. Ağaç ile garip bir iletişimi var. Ağaca “ölmene izin vermeyeceğim” diyor. Izzy ile Tommy bir gün müzeye gittiklerinde Izzy bir efsane anlatıyor. Efsane, dünyayı meydana getirmek için kendini feda eden ilk insandan bahsediyor. İlk Ata. Bu ilk insan kendini feda edince karnından bir ağaç ortaya çıkıyor. Hayat Ağacı. Ölümün yaratma eylemi olarak tasvir edildiği bir hikâye. Gelecekte geçen hikâye de ki ağaç efsaneye göre Izzy’nin kendisi. Karısı öldükten sonra ölüme çare bulmaya kendini adayan Tommy ölümsüzlüğe ulaşıyor ve ölen karısını efsanedeki ölüler diyarı Xibalba’ya götürüp orada tekrar buluşmak için yolculuğa çıkıyor.

Adsız

Film doğu mistisizmine çok açık göndermeler yapıyor. Aynı doğu mistisizminde olduğu gibi filmin de özü “ölüm bir son değil başlangıç”. Hikâyeler de bu öz birbirleriyle ilintili olarak şu şekilde aktarılıyor: 1600’lü yıllardaki hikâye de engizitör kraliçenin ülkesini yok edip bir tümör gibi dünyaya yayılmaktan bahsediyor. Buna karşı koyabilmek için başka çaresi kalmayan kraliçe komutanını “ölümsüzlüğün kaynağı Hayat Ağacı’nı” bulmaya gönderiyor. Günümüzdeki hikâye de Izzy kanser ve tümör tüm beynine yayılmaya başlıyor. Tommy tedaviyi bulabilmek için çok uğraşıyor ama ancak Izzy’nin ölümünden sonra olumlu sonuçlar alabiliyor. Izzy’den sonra Tommy ölümün de bir hastalık olduğuna ve diğer tüm hastalıklar gibi edileceğini düşünmeye başlayıp, ölümsüzlüğü bulmaya kendini adıyor.

Filmde yer verilen bir diğer imge ise bağlılığı temsil eden yüzük. Kraliçe komutanına hayat ağacını bulduğu takdirde onun Havva’sı olacağını söyleyip ona yüzüğünü veriyor. Günümüzde geçen hikâyede; Tommy bir ameliyat öncesi yüzüğünü kaybediyor. Izzy öldükten sonra ise yüzüğün yerine dövme yapıyor. Gelecekteki Tommy ise ölümsüz hayatını temsilen bu dövmelerden onlarcasını vücuduna yapıyor. Sonsuz bağlılığının ifade ediliş şekli olarak çok etkileyici olduğunu söylemeliyim.

Adsısadz

Gelecekte geçen hikâyede Tommy’nin yaşadığı pişmanlıkları görüyoruz. Mevsimin ilk karı yağdığında onu dışarı kar izlemeye çağıran Izzy’yi işim var diye terslemesinden duyduğu pişmanlığı sürekli anımsıyor. Tommy’nin karısının yanında olmak yerine onu kurtarmaya çalışmayı tercih etmesinden çok pişman olduğunu anlıyoruz. Fakat yolculukları nihayete ermeden hemen önce bu sefer Tommy’nin ameliyata değil de Izzy ile kar izlemeye gittiği farklı bir anı görüyoruz. Bu Tommy’nin yaşadığı vicdan azabını atlattığını temsil ediyor. Karısının kurtuluşu için çabalayıp onu yalnız bırakmak yerine, olacakları kabullenip onun yanında olmayı tercih ediyor. Bu alternatif anı, Xibalbaya ulaşmadan önceki son sahne. Finalde Tommy bir meditasyon halini alıyor ve Izzy’nin yüzüğünü takıyor. Işıklar yükseliyor ve Tommy ile Izzy’nin ebedi birlikteliğe olan yolculukları nihayete eriyor. Huzura giden uzun ve acılı yolun sonunda Tommy Izzy’e fısıldıyor, Tamamladım.

Ölümle yaşam arasındaki çizgiyi, Tommy ağaçla konuştuğunda tüylerinin ürperip karşılık vermesi ve aynı şekilde Izzy’nin ensesindeki tüyleri yakın plan göstererek anlatıyor yönetmen. Çok estetik geçişler. Film bir yönden de inanç-bilim çatışmasını işliyor.
Ölümle yaşam arasındaki çizgiyi, Tommy ağaçla konuştuğunda tüylerinin ürperip karşılık vermesi ve aynı şekilde Izzy’nin ensesindeki tüyleri yakın plan göstererek anlatıyor yönetmen. Çok estetik geçişler.

Film bir yönden de inanç-bilim çatışmasını işliyor. Ölümü kanıksamış ve yeni başlangıçlar getireceğine inanmış, kendini buna hazırlamış, inançlı Izzy ve ölümü kabullenmeyip çare arayan, dogmalara teslim olmayan bilim adamı Tommy. İnsanlık tarihinin belki de en büyük çatışmasını ele alan Aronofsky, izleyiciyi taraf seçmeye zorluyor. Ancak kendisi bir taraf seçmiyor. Aronofsky’nin keskin taraf tutamayışını çektiği son filmi Noah’da da görmüştük. Tamamen dini bir hikâye olan Nuh’un Gemisi hikâyesini Yahudi kökenli anlatılara uygun anlatmayı tercih etmişti. Buna mukabil sinemada gördüğümüz en şık evrim anlatısı da yine bu filmdeydi. Ancak bu anlatıyı evrimin insana ulaştığı anda bitirmeyi tercih etmişti Aronofsky. Tepki çekmemek için mi yoksa doğru cevabın ne olduğunu kendisi de bilmediği için mi böyle bir tercih yaptı bilemiyorum. Bildiğim şey Aronofsky anlatmak istediklerini ortaya biraz da gizleyerek koyup izleyicinin almak istediğini yine izleyicinin seçmesini istiyor.

Son olarak filmi bu kadar etkileyici yapan şeyin Clint Mansell imzalı soundtrack’i olduğunu düşünüyorum. Soundtrack, Kronos Quartet’in yaylıları ve post-rock’ın başat grubu Mogwai’nin katkılarıyla hazırlanmış. Haddimi aşarak söylüyorum ki; sinema tarihinin belki de en etkileyici soundtracki bu filme ait. Aronofsky’nin tüm filmlerine müzik besteleyen Mansell bu film de ciddi manada kendini aşmış ve inanılmaz şeyler üretmiş. Çatışmanın artıp temponun yükseldiği yerlerde buna karşılık veren tüyler ürperten yaylılar ve yolculuğun tamamlanıp huzura ulaşıldığı anda fırtına sonrasından usul usul dökülüp gelen piyano notaları. Birlikte sonsuza dek yaşayacağız.