Paula Hawkins‘in 2015’de yayınlanan aynı adlı romandan uyarlanan 2016 Amerika yapımı The Girl on the Train filmi tüm dünyada vizyona girdi. Eleştirmenleri ikiye bölen film kimilerince beğenildi kimilerince hiç beğenilmedi. Tate Taylor tarafından yönetilen filmde akıllara gelen ilk soru işareti ise Gillian Flynn‘ın 2012’de romanlaştırdığı ve 2014 yılında ise David Fincher‘ın yönettiği Gone Girl filmi ile eş değerde olup olmadığı idi. Ancak, Trendeki Kız vizyona girdiğinde ve kitabı okunduğunda iki hikayenin de  hem kurgu hem de karakter olarak birbirlerinden oldukça farklı ilerlediklerini de göstermiş oldular. Eğer daha önce kitapları okuduysanız bu farklılıkları görmeniz çok da zor olmayacaktır.

1- Bir Kadın Başrol

emily-blunt-como-rachel-en-the-girl-on-the

Gone Girl filminde her ne kadar başrol kahramanımız Amy Dunne gibi görünse de, aslında filmde daha çok Ben Affleck‘in canlandırdığı Nick karakteri ön plandaydı. Dolayısı ile filmde iki ana karakter vardı diyebiliriz. Trendeki Kız’da ise başı kesinlikle Emily Blunt‘ın canlandırdığı Rachel karakteri çekiyor. Yani filmin esas kadın başrolü kendisinden başkası değil.

2- Daha Çok Kadın Anlatıcılar

2_1475495570

Hatırlarsanız Gone Girl‘ün hem filminde hem de kitabında tek bir anlatıcı vardı. Karakterimiz Amy, tuttuğu günlüğüne yazdıklarını anlatarak başlıyordu hikayemize. Tek anlatıcı oydu. Trendeki Kız‘da ise durum biraz farklı. Çünkü hikayeyi bir çok kadının ağzından dinliyoruz. Rachel, Anna ve Megan…

3- Uzun Bir Gizem

girl-on-the-train-trailer-06

Gone Girl filmi hikaye olarak ikiye ayrılıyordu. Birinci bölümde Amy ve Nick’in güzel başlayan sonrasında ise çalkantılı bir hale gelen evliliklerine şahit olmuştuk. İkinci bölümde ise Amy’nin nasıl kaybolduğuna. Yani ortada öyle çok da gizem bulunmuyordu. Trendeki Kız filminde ise değişik bir gizem hakim. Megan’ın kayboluşunun ardında bulunan soru işaretleri izleyicinin kafasının karışmasına sebep oluyor. Filmin sonuna kadar “Acaba bu işin sonu nereye varacak?” demek zorunda kalıyorsunuz.

4- Daha Çok Alkol

adsiz

Trendeki Kız filminde karakterimiz Rachel’ın ciddi bir alkol sorunu mevcut. Filmin her sahnesinde neredeyse elinde ya bir kadehle ya da bir içki şişesi ile görüyoruz onu. Ancak, Gone Girl filminde içkiye dair gördüğümüz tek şey Nick’in sahip olduğu The Bar’dı. Yani filmde bir alkolik yoktu!

5- Medya

377264042

Gone Girl filminin en iyi yanlarından biri de medyanın ön planda tutulması idi. İlk andan itibaren medyanın olaya dahil olmasını tercih eden ve bu tercihiyle beraber hikayeye pek çok dokunuşlar yapan ve yeri geldiğinde olayın rengini değiştiren Fincher, büyük bir medya eleştirisinde bulunuyordu. Medyanın insan hayatını nasıl şekillendirebilir sorusuna da cevap bulmaya çalışan öykü, finaliyle çarpıcı bir şekilde bu soruyu yanıtlıyor. Trendeki Kız‘da ise medya faktörü çok planda değil. Çünkü filmdeki kayıp kız hikayesi olayları başka bir boyuta taşıdığından medyanın gücünü sonradan fark ediyorsunuz.

6- David Fincher

fincherflynn

Trendeki Kız filminin görüntü, karakter ve kurguya dair işleniş biçiminde ciddi sıkıntılar mevcut. Filmi çeken Tate Taylor her ne kadar filmin gidişatını beceri anlamında Seven, Fight Club, Zodiac, The Social Network gibi filmlere benzetmeye çalışsa da bunun bir Fincher filmi olmadığını söylemek çokta zor değil. Ancak, şunu da belirtmeliyim ki Trendeki Kız karanlık bir film olmadığından bir Fincher tarzı beklemek de olmaz. Taylor’ın yaptığı iş “benim tarzım böyle” şeklinde çıkıyor ortaya.

Fincher ise, Gone Girl filminde, her zaman hikayeye olan güvenilirliğini koruyan, fakat aynı zamanda baştan sona şeytansı bir eğlence kuran bir dram/gerilim yapısını koruyor. Fincher, karakterlerini, bu karakterlerin içinde bulundukları evreni ustaca kuruyor. Özetle Gone Girl, baştan sona David Fincher kokuyor!